AV. FEVZİ KONAÇ

Siz Bizim Neler Çektiğimizi Nereden Bileceksiniz ...!!

SİZ BİZİM NELER ÇEKTİĞİMİZİ NEREDEN BİLECEKSİNİZ…!!

Ve bir fotoğraf karesi…

Genelkurmay Başkanımız Kara Harp Okulu’ndan 5. olarak mezun olan başörtülü teğmen Müberra kızımıza selam verdikten sonra diplomasını takdim etti. Her şey bu fotoğrafı bilgisayar başında görmemle başladı. Fonda Ahmet Kaya’nın “Penceresiz Kaldım Anne” türküsü çalıyor. Cengiz Özkan’ın güzel yorumuyla birdenbire gözlerimden akan yaşlara engel olamıyorum…

Bir yanda şarkının sözlerini dinlerken, diğer yandan şarkıda hitap edilen annelerden bir grup anne geçiyor aklımdan.“Çaldılar çocukluğumu habersiz, uçurtmam tel örgülere takıldı”… derken türkü, oğullarının Peygamber Ocağı’ndaki yemin törenine alınmadığı için can parelerinin en şerefli günlerini tel örgüler arkasından izleyen başörtülü annelerin hüznü geçiyor gözümün önünden….

Şarkı devam ediyor ben ağlıyorum. 9 yıl öncesine gidiyor aklım. Danıştay, hanım meslektaşlarımıza avukat olarak mesleklerini icra ederken başörtüleri ile duruşmalara girme iznini verdiği zaman bir büroda toplanmıştık. Ne olacaktı? Sorun yaşanır mıydı? Hakimler direnerek sıkıntı çıkarırlar mıydı? Başörtülü avukat arkadaşlarımın, kardeşlerimin gözlerindeki tedirginlik ve ürkeklik film şeridi gibi geçti zihnimden. “Hani benim gençliğim anne” derken o güzel türkü… yeni mezun ve gencecikken giremediği mahkeme salonları nedeniyle, mesleğe başladığı günden beri 20 yıldır bugünü beklediğini, hiç duruşmaya giremediğini söyleyen hanım avukat kardeşimin gözlerindeki buğu ve yaşlar canlandı yüreğimde… çalınan gençlik ve ideallerin bedelinin ne kadar olduğunu hatırlattı yeniden…

“Bu ne yaman çelişki anne,bu ne yaman çelişki anne, kurtlar sofrasına düştüm” mısraları kulağımda tınılarken, 28 Şubat’ın kurtlarının sofrasına düşen beyaz melekler dediğim başörtülü kardeşlerimin başına gelenler içimi titretti. Bin yıl sürecek iddiasıyla cellat kesilenler şimdi ceza evindeler. Sadece başlarını örtmelerinden dolayı eğitimlerini, işlerini, makamlarını ve hatta ruh sağlıklarını kaybeden kardeşlerimin çektikleri ile Kara Harp Okulunda çekilen bu fotoğraf arasında sadece 25 yıl geçmiş olması ruhumu savuruyor. Savrulan ruhumun sesine kulak vererek “bu ne yaman çelişki anne” sözlerine gözyaşlarımı katık ediyor… ağlıyor, ağlıyor, ağlıyorum…

Bir yaz günü okulların tatil olduğu bir ağustos ayı, mezuniyetimden beri almayı ihmal ettiğim diplomamı almak için mezun olduğum okuluma gitmiştim… 15 yıl önce idi… okulumun binasını Cennet mekan Abdülhamit Han yaptırmıştı. Yanımdaki eşime koridorları ve çay içtiğim kantini göstermek istemiştim. Belki de gençliğimin hikayelerinin geçtiği mekanı göstererek romantik bir an yaşamaktı hayalim. Okul bahçesindeki otoparkta araçtan iner inmez güvenlik görevlileri geldi yanımıza ve eşimin bu haliyle (başörtülü) okula giremeyeceğini, bunun Rektörlük emri olduğunu söylediler. Romantizmin yerini yer yıkılsa da yerin dibine girsem duygusu almıştı. Görevlilerle bu saçma sapan yasağın kavgasını verirken, eşim benim ruh halimi kavrayarak “neyse sen gir al ve gel diplomanı, ben araçta beklerim” dedi… o araçta bekledi ve rejim yıkılmadı(!) o an hayatımda bir erkek olarak hiç bu kadar rencide olmamış, hiç bu kadar utanmamış, hiç bu kadar güçsüz hissetmemiştim kendimi. İşte bu fotoğraf beni o park yerine götürdü birdenbire. Çalınan hayallerimiz ve gençliğimiz depreşti ruhumda… fonda o güzel türkü ağladım, ağladım, ağladım…

Nedendi? Niçindi? Niyeydi ki?

Büromda haykırmak geçti içimden. Odama girip de gözyaşlarımı gören olursa hissiyle utanırken… bu milletin annelerine, kızlarına, inançlı insanlarına bu zulmü reva gören asıl utanması gerekenler geldi aklıma. Çatışan duygularım içinde sorarlarsa niçin ağlıyorsun? diye cevabımı bile hazırlamıştım. Ahmet Kaya’nın diğer şarkısı imdadıma yetişti. İçimden bir ses sorarlarsa deki… “siz benim neden yandığımı nereden bileceksiniz? siz benim kime küstüğümü nereden bileceksiniz? siz bizim neler çektiğimizi nereden bileceksiniz?”

Kaç dakika bilmiyorum ama fonda çalan ezgiler eşliğinde içim ürpererek fotoğrafa baktım… “Zalimin zulmü ebedi olamaz, Hakk gelir batıl zail olur” diye gönlümüze su serpen Hocam geldi aklıma, 100 yıldır bu toprakların iman mücadelesini taşımış alimler, gönül sultanları, hak dostlarının çektiği çileler tazelendi gönlümde ve zulüm ebedi olamaz ilahi emrinin tecellisini bu fotoğraf üzerinden kana kana içtim… ve dua ettim Reis’e…

Ve bu güzelliğe rağmen engel olamadığım gözyaşlarımı sorguladım. Sevinmem gerekirken neydi bu ağıtın sebebi. Canımı acıtan şey cevabı bulmaktı galiba.

Bunca mücadele ve çilelere rağmen içi boşalan başörtüsüne, örtüsünün onuru için yerlerde sürüklenen annelerin kızlarının dekolteye esir olmalarıydı şimdi beni yaralayan. Artık o anne/babaların evlatlarına gücünün yetmediği günlerden geçiyorduk. Örtünün örtü olmaktan çıkıp aksesuara dönüştüğü ortada idi. Başörtüsünün izzeti için dayak yiyen anneler, artık örtü nefretinden dolayı kendilerinden utanan kızları ile imtihan oluyor ve kaybediyordu. İlk virajda savrulan kızlarımızın tesettürü elinin tersi ile ittiği manzaraların acısı düştü gönlüme. Düğünlerimizin bizim düğünümüz, sokaklarımızın bizim sokağımız, evlatlarımızın bizim evladımız, televizyonlarımızın bizim ekranımız, ailelerimizin bizim ölçümüzün ailesi olmaktan çıktığı şu günlerde…

Bir dönem “buraya Allah giremez” denilen ordumuzun Kara Kuvvetlerine giren Allah’ın emri örtünün, hayatımızdan gün gün nasıl çıktığını gören bu gözlerim yeniden hıçkırıklarla gözyaşına boğuldu… ağladım, ağladım, ağladım…

Yani dostlar… o fotoğraftan dolayı siz bizim nasıl yandığımızı nereden bileceksiniz…!!

Fevzi KONAÇ  31.08.2021 

3 Yorum

İsimsiz

İsimsiz

31 Ağustos 2021
Yıl 1994 Erciyes Üniversitesi Hemşirelik öğrencisiyiz. Derslere örtülü girmek serbest fakat, forma bütünlüğünü bozduğu gerekçesiyle stajlarda yasak... Bize uygulanan mobing ve baskının tarifi yok... Dışarıda kapalı fakat stajda açan arkadaşlara hocalar en kolay hastaları verir ve bize nispet edercesine; "..... HEMŞİRE HANIM ...... BEY SİZİN HASTANIZ" derlerdi. Bize sıra gelince servisin en zor, en ağır ve özellikle erkek hastası verilir ve şöyle seslenilir; " HEY SEN ŞU HASTA SENİN" adımız bile yok... Kadın Hastalıkları stajında hoca yok yazınca;"Hocam burdayız fakat yok yazdınız" dedim kibarca... Hocanın cevabı aynen "ŞU KAFANDAKİNİ ÇIKARIRSAN EKSİYİ ARTI YAPARIM" oldu... Ne kadar çalışırsak çalışalım, staj Notumuz direk 30 puan düşürülür kıyafetten dolayı... Mezuniyet törenine başınızı açarsanız gelin yoksa gelmeyin dediler ve gitmedik... Bir kep bile fırlatamadık... Siz bizim ne çektiğimizi nerden bileceksiniz...

kemal mete

kemal mete

31 Ağustos 2021
Elhamdulillah Baş örtülüye rektörler de selam veriyor, paşalar da... Ve kıyamet te kopmuyor Sadece başörtülü hanım, özgür olduğunu, insandan sayıldığını hissediyor.

Erol

Erol

02 Eylül 2021
Fevzi bey öncelikle çok teşekkürler Bu toplumun yarısının ne çektiğini malesef diger yarısı bilmiyor ancak o çilede tatlışmiş insan şimdi anlıyor tıplumun o yarısı yokluta imtihanı iyi verdi ancak varlıkta malesef insan çileli günleri özlermi özlüyor

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri