Öğr. Gör. Osman Utkan

-YENİ- DEPREMİN YIKAMADIKLARI

DEPREMİN YIKAMADIKLARI

Karakıştı. Gecenin bir saati, eşine az rastlanır büyüklükte, bir deprem meydana geldi. Anneler ve babalar evlatlarını; evlatlar annelerini ve babalarını kaybetti.  Eşler ayrıldı bir daha kavuşmamak üzere. Aynı yuvanın içinde kardeşler koptu birbirinden. Herkes yazgısına yürüdü. Kalanlar büyük acıların harında yandı. Gidenler arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bıraktılar.

Nice acılar gördük bu hayatta. Ama bu denli katlanılması zor olanını hiç yaşamamıştık. Öyle ki deprem sanki on vilayeti değil de bütün ülkeyi vurmuştu. Asrın felaketinde bütün bir millet olarak yıkılmıştık. Acıyı iliklerimize kadar hissediyorduk. Depremden sonraki gün artık hepimizin, iyileşmesi bir hayli güç olan, kırıkları ve yaraları vardı. 

Gözümüzdeki yaşlar, içimize akıp durdu. Enkazın altında sadece kardeşlerimiz kalmamıştı. Bizler de koyu karanlıklarda havasız, susuz ve çaresiz kaldık. Yemekler öylece durdu sofralarımızda. Lokmalar geçmedi boğazımızdan. Boğazımızda tanımsız bir yumru vardı. İçimizde sönmeyen bir yangın vardı ve alevler içimizi yakıyordu.

Kavrulduk o kış soğuğunda. Titredik bizler de dışarıda kalan depremzede insanlarla. Onlar aralıksız yağan karda ve eksi derecede titrerken, bizler de yüreğimize düşen kor ateşle titredik. Aklımız artık bizde değildi. Aklımız ve fikrimiz tamamen kardeşlerimizdeydi. Yaşanan büyük felaket gözümüzün önünden bir türlü gitmiyordu. İnsanın neresi ağrırsa canı ordadır, derler. Bizim de canımız deprem bölgesindeydi.

Şunu da biliyoruz ki felaketler ve afetler insan içindir. Her ne olursa olsun hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Böyle durumlarda yaşamak her ne kadar zahmetli olsa da yaşamaya devam ederiz. Bir yanımız, hep eksik ve gediktir ama yaşam sürer. Ayağa kalkmak gerekir. Adım atmak gerekir. Yollar sarp ve dikenli olsa da yürümek gerekir. Omuz omuza verip düştüğümüz yerden kalkmak gerekir.

Nihayetinde, ayaklarımızın altından kayıp giden bu yerlerde, ayakta durmalıydık. Sarsıntılar sonucu sallanıp durduk. Millet olarak birbirimize tutunarak, hayata tutunabilirdik. Ancak bu şekilde ayakta durabilirdik. Nitekim öyle de yaptık.

Deprem dağları yerinden oynatmış ve yerleri yarmış olabilir. Evleri, binaları yerle bir etmiş olabilir. Yolları bozmuş, köprüleri yıkmış olabilir. Ama depremlerin yıkamadıkları da vardır. Bizi, biz yapan; bizi, zinde kılan değerlerimiz -şükürler olsun ki- dimdik ayakta duruyordu ve deprem onları yıkamamıştı. Milletimizin bu sağlam değerleri, değişik zamanlarda sarsılsa da onların yıkılması mümkün değildir.

Deprem ne kadar yıkıcı ve sarsıcı olsa da kardeşliğimizi yıkamamıştır, mesala. Nitekim Allah Resulü efendimiz (SAS) “Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumakta bir vücudun azaları gibidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur.” diye buyurmuştur.  Bu anlamda Müslüman bir millet olarak, yaşadığımız son büyük depremde kardeşliğimizin gereğini yerine getirmekte azami gayret gösterdik. Bir bedenin organları gibi bizler de birbirimizin acısını ve kederini yaşadık.

Ülkenin dört bir tarafından insanlarımız depremin ilk anından itibaren sıcak yataklarından kalktılar, tatlı uykularından uyandılar ve haftalarca uyku uyumayı bilmediler. İlk anda içten dualar edildi. Sonrasında dualar eyleme dönüştü. Kar demeden, kış demeden kardeşlerimize ulaşmak için yollara döküldük. Onlara ulaşmak için bütün engelleri aşmaya çalıştık. Bir tır şoförünün tamamen karla örtülü olan otoyolda, aracını ölümüne sürmesini her zaman gururla hatırlamaktayız.

Büyük felaket yaşanmış ve dünyamız yıkılmış olabilir. Deprem yıkmaya devam ediyor da olabilir. Ama bu depremler, dayanışmamızı ve yardımlaşmamızı yıkamamıştır.  Peygamberimiz (as) şöyle buyurmuştur: “Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir.” İnancımızın gereği olarak, o dar günde, kardeşlerimizin yanında olduk. Sıkıntılarını gidermeye çalıştık ve dertlerine ortak olduk. Bizler biliyoruz ki acılar, ancak paylaştıkça azalacaktır.

O gece yaşlısıyla genciyle; kadınıyla erkeğiyle; küçüğüyle büyüğüyle seferber olduk. Kimisi iki montundan birisini yollarken, kimisi çocuğunun yün çoraplarını ve patiklerini hazırlıyor. Kimisi evindeki zahirenin yarısını paketleyip ulaştırmaya çalışırken, kimisi evinde ne var ne yok her şeyden oluşan kolileri tırlara yetiştirmeye çalışıyordu. Çocuklar harçlıklarını kumbaradan çıkarıp annelerine ve babalarına, deprem bölgesine ulaştırmak için, teslim etmişlerdi. Okullarda gençler, ellerine ne tutuşturdularsa alıp getirmişlerdi. Okulların salonlarında arı gibi, can havliyle çalışıyorlardı. Canımız yanıyordu çünkü.

Yaşanan depremler, on şehrimizde taş taş üstünde bırakmamış olabilir. Önüne ne geldiyse yıkmış olabilir. Ama birliğimizi ve bütünlüğümüzü yıkamamıştır. Türk’ünden, Kürt’üne; Arap’ından Zaza’sına; Laz’ından Çerkez’ine felaket karşısında herkes kenetlendi. Doğudan, batıya; kuzeyden, güneye; sağından, soluna; dindarından, laikine memleketin her tarafından insanlarımız bir ve bütün oldu.

Daha önce yaşanan depremlerde de birliği ve beraberliği her zaman sergiledik. Marmara depremi olduğunda doğudan batıya aktı kardeşlik ve dayanışma. Aylarca otobüsler, bagajları ağzına kadar gıdayla dolu olarak, başta İstanbul olmak üzere, bütün bölgeye yol aldı. Sonrasında Van’da meydana gelen depremde ise bu sefer de kardeşlik ve dayanışma, batıdan doğuya doğru akmıştı. Gerek devlet, gerekse millet bir bütün olarak yaraları sarmayı başarmıştı. Bu güzel millet son olarak ülkenin güneyini vuran büyük depremde de bir ve bütün olarak hareket ermiştir.

Bir millet bir ve bütün olunca onu deprem de, sel de, kasırga da yıkamaz. Milli Şair Mehmet Akif “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” diyerek bu hakikate vurgu yapmıştır. Yeter ki biz bir ve bütün olalım! O zaman her sıkıntının üstesinden geliriz. Bunu son depremde gördüğümüz gibi, şanlı tarihimizde bunun örneklerini saymakla bitiremeyiz.

Deprem ne var, ne yok yıkmış olabilir. Ardında maddi manevi hasarlar bırakmış olabilir. Ancak milletimizin özünde var olan diğerkâmlığı ve iyiliği yıkamamıştır. Hatay’ın Kırıkhan ilçesine bağlı bir köyle yardım malzemeleri ve oyuncaklar dağıtılırken kayıtlara düşen görüntüler, hepimizi duygulandırmıştı. İçimizi ısıtan bu görüntülerde ekiplerden bir oyuncak ve bir çikolata alan gül yüzlü bir çocuk vardı. Kendisine verilmek istenen başka hediyeleri istemeyerek “Bunları başkalarına dağıtın, onlara da kısmet olsun.” diye konuşmuştu. Gözleri ışıl ışıl olan bu çocuk, üzerimizdeki karamsar havayı bir anda dağıtmıştı. O zor günlerde bizlere umut olmuştu.

Evet depremler bizi derinden sarstı ve sarsmaya devam edecek. Bu coğrafyada depremler bizim bir hakikatimiz. Onunla yaşamayı öğreneceğiz. Depremlerin yıkacakları her zaman olacaktır. Ama bizim ülkede depremlerin sarsamayacağı ve yıkamayacağı şeyler de vardır. Bunlar: kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma, iyilik, diğerkâmlık, fedakârlık, birlik ve bütünlük gibi değerlerdir. Bu topraklarda, bu değerler ilelebet ayakta kalacaktır. Bu hasbi duyguları yıkmaya sadece felaketler ve depremler değil, Allah’ın izniyle hiçbir şeyin gücü yetmeyecektir.

                                                                                                          Osman Utkan, Kayseri

2 Yorum

mustafa

mustafa

13 Şubat 2024
kaleminize sağlık sevgili hocam.

Bayram

Bayram

18 Şubat 2024
Ağzınıza sağlık hocam..

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri