ERDAL ERGENÇ

NEDEN KARŞI ÇIKIYORUZ?

NEDEN KARŞI ÇIKIYORUZ?

Kayseri, Anadolu’nun orta yerine kurulmuş kendine münhasır, coğrafi yapısı ve bozkır havasının, insanının zihin dünyasını gerdiği, çekim gücü yüksek bir memleket.

Muhafazakârlığı ile nam salmış bu şehirde, siyasetçisi, memuru, sanayicisi, esnafı ve bürokratları ile bu nama namzet olmak üzere çalışıp çabaladıklarını söylemekten imtina etmemekteler. 

Muhafazakârlık derken ne, hangi saikle muhafaza ediliyor anlamak güç. Çünkü Türkiye’de muhafazakâr dendiğinde, İslami değerleri koruma konusunda hassasiyet seviyesi yüksek, atadan deden gelen örf ve adetlere sıkı sıkıya bağlı insanlar gelir akla.

Daha çok kendini Müslüman olarak niteleyen, ancak tüm müktesebatı öteden beriden duyduklarından ibaret olan, herhangi bir veri kaynağa dayanmayan, dahası inandıkları dinin kitabını merak edipte bir kez olsun açmayı aklıma getirememiş insanların ideolojik yaklaşımıdır muhafazakârlık.

İnsan yaradılışı gereği “inanmak” zorunda olması ve inandığı değerleri büyük zahmetlere katlanarak değiştirebileceğini biliyor olması nedeniyle tutucu bir eğilim gösterir.  Nitekim doğduğu ilk günden itibaren anne babasının ve yakın çevresinin doğal etkisi altında bir insan inşa olur.  İnşa süreci ölüme kadar devam ediyor olsa bile kimileri farklılıklara karşı gardını gevşetmek ve alışkanlıklarının esareti altında yaşamayı sürdürerek bir anlamda huzurunu bozmak istemez.

Konu derinleşiyor ama biz asıl mevzumuzdan uzaklaşmayalım isterseniz. 

Alışkanlıklarımızı inandıklarımızı, örf ve adetlerimizi muhafaza etmek bir tarafa, toplumsal statümüzü, ekonomik gücümüzü, sosyolojik ağırlığımızı korumak, bu elimizde tuttuğumuz güçlerin bize ve çevremize zarar vermeden avuçlarımızın içinde muhafaza etmek bir tarafta olsun. 

Literatürde birinci anlamda kullanılan muhafazakârlık, bozkırın orta yerinde içeriği değiştirilerek ikinci anlamına evrildiğini düşünüyorum.

Bu kadar girizgâhtan sonra asıl mevzuya gelmek istiyorum. 

Yıllar önce Anadolu Ateşi adında bir dans grubu Türkiye’nin her bir şehrine gidip insanlarımızın ahlakını ifsat etmek, ar damarlarını çatlatmak istercesine Avrupa’nın sözüm ona medeniyet ışığını Anadolu’nun irfanına kast etmek istemişlerdi.

O zaman bu ifsat etkinliğini yaptırmamak için emek vermiştik. Elhamdulillah yapılmadı.

Tramvay seferlerine başladığı ilk zamanlarda hat boyunca reklam panolarına yarı çıplak kadın resimleri asılırdı reklam bahanesi ile.

Kitap fuarlarına bu milletin dinine imanına hakaret eden, LGBT denen ahlaksızlığı sübliminal, hatta doğrudan ifadelerle destekleyen sözüm ona yazarlar davet edildi.

Kamuya açık salon, kültür merkezi ve açık alanlarda ahlaksızlığı yol bellemiş, hiçbir sınırı olmayan, harama ve fuhşiyata teşvik eden sanatçı müsveddeleri aracılığı ile gençlerin bir araya gelmesi ve ahlaksızlığın meşrulaştırılması sağlandı.

Hatta içimizdeki yüzlerini gizleyen münafıklar Müslümanlardan sakladıkları ve yine kamudan ihaleler ile kiraladıkları yerlerde fuhuş tüten eğlenceler düzenlediler, ifşa oldu ama sümen altı edildi ki zamanı geldiğinde şarjöre sürülüp tetiğe basılsın.

Hala sosyal medyada rakı günleri, partiler, eğlenceler, konserler diz boyu; alenen yayımlanarak gençlerimizin bu ortamlara gitmesi için davetler yapılıyor. 

Bunların hepsi muhafazakâr bildiğimiz, Kayseri’mizde olup biten ve kimsenin sesini çıkarmadığı,  çıkaranların ise bürokratik ağırlık etkisi kullanılarak susturulmaya çalışıldığı memleketimiz.

Gerçi bu olup bitenlerin memleketimizin diğer yerlerinde de yaşandığını biliyorum.

Oysa insanlık adına toplumu ifsad eden her ne varsa ortadan kaldırılması, toplumsal ahlak seviyesinin yerlerde gezmemesi, atalarımızın yatak odasında giymeye utandığı kıyafetlerle meydanlarda gezenlerin olmaması, insanların şehvet duygularını istismar ederek adeta dalga geçercesine Anadolu irfanının köküne kibrit suyu dökülmemesi için; alkolün, kumarın seviyesiz ilişkilerin insanımız arasında yaygınlaşmaması için önlem almak lazım gelmez mi?

Muhafaza edeceksek “insan”ı korumak adına bunların önünde sağlam bir set olarak duran İslami değerleri muhafaza etmemiz gerekmez mi?

Yapmayın abiler, lütfen görün artık şu gerçekleri!

Evet, herkesin İslami hassasiyetleri önceleyerek yaşamasını beklemiyorum ancak “evrensel insanlık değerlerini” törpüleyen ve topluma açık mekânlarda yapılan bu ifsat faaliyetlerine “insanlık” adına karşı çıkmak lazım gelmez mi?

Yarın bu ifsat ateşi evimize sıçradığında ekonomik, siyasi ve toplumsal ağırlığımızın bir kıymetiharbiyesi olmayacak bilesiniz. O zaman bunları muhafaza etmek kimseye fayda vermeyecek.

Ha birde bu suskunluk ve gücünüz yetiyorken sorumluluktan kaçıp, “beni aşar” demeniz sizi Mahkeme-i Kübra’da kurtarmayacak.

Hasılı büyük insanlık ailesini korumak için, Rabbulalemin’in ve ulu önder Hz. Muhammed’in (sav) emir ve yasaklarını hatırlatmak için karşı çıkıyoruz. Yerimizde duramayışımız, bi oturup soluklanamayışımız, sürekli rahatsız edişimizin sebebi bu.

O büyük mahkemede Allah’ın (cc) huzuruna çıktığımızda,

“Rabbimiz! biz gücümüz yettiğince uyardık, söyledik, yazdık ama onlar bize kördüler, sağırdılar ve söyleyecek sözleri yoktu. Biz, insanlık ailesinin yapı taşlarını yerinden oynatan işleri görmezden gelerek izin vermiş oluyorsunuz dedik ama dinletemedik.” diyeceğiz.

Vesselam.

                                                                                                                   Erdal ERGENÇ
                                                                                                                   10 CEMÂZİL-ÂHIR 1445

2 Yorum

Mesut ergenc

Mesut ergenc

25 Aralık 2023
Beynine ve kalemine sağlık sizler yazın onlar dinlemesinden balık bilmese halim bilir

Maşuk ergenc

Maşuk ergenc

25 Aralık 2023
İçinizde iyiliği emr eden ve kötülüğü önleyen bir topluluk bulunsun,esas kurtuluşa erenler bunlardır.tum söz, davranış ve yaşantımızı fert, toplum ve düzenimizi bu anlamda değerlendirmek lazım gelir kalemine sağlık.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri