YUSUF YEŞİLKAYA

Saygı Denince Anlaşılan

              SAYGI DENİNCE ANLAŞILAN

Yusuf YEŞİLKAYA

Eğitimci – Yazar

              Tezgâhın üzerine sağlam ürünleri dizip, vitrini gösterişli yapmak, albeniye önem vermek doğamızda var. Tezgâhın arkasında ya da alttaki kasalarda bulunan ürünler de sağlam ise problem yok. Ama görsel başka, gerçek başka ise vay halimize…

              Evlenmek üzere tanışmaya/tanıştırılmaya giderken nasıl da süsleniriz. Hele nişanlımızla ilk buluşmalara giderken, kalbimiz yerinden fırlayacak gibi küt küt nasıl da atar. Buluşuncaya kadar yerimizde duramayız. Acaba o gömleği mi giysem? Yoksa bu kravatı mı taksam? Saçım nasıl görünüyor? Eşarbım, kıyafetime uyum sağlamış mı? Aman salatada soğan, maydanoz olmasın. Sonra ağzım kokar, dişlerimde maydanoz lekesi kalır. Dişlerimi çok iyi fırçalamalıyım, gülüşüm hem güzel hem doğal olmalı. Yemeğe gittiğimizde masaya otururken sandalyesini ben düzeltmeliyim. Kibar görünmeliyim. Hem arada sırada küçük jestler yapsam hiç fena olmaz. İlla ki pahalı olması gerekmez ama küçük küçük hediyeler almak, vermek iyi oluyor yani. Ayrıca insana sevdiği tarafından değer verildiğini gösteriyor. Bir de konuşurken, iltifat etmeliyim. Sevdiğim kendini özel hissetmeli. Kaba konuşmalardan, hakaret, suçlama, aşağılama içeren sözlerden sakınmalıyım.

              Nişanlıyken ve evliliğin ilk yıllarında bu türden incelikler, hem kadın hem erkek tarafında gözlemlenir. İyi de bunun neresi yanlış? Yanlış olan şu ki, bu türden incelikleri ya nişanlıyken ya da evliliğin ilk yıllarında yapmaya çalışıyoruz. Oysa bu inceliklere, kendimizi özel ve önemli hissetmeye sadece bu zamanlarda değil her zaman ihtiyacımız var. Nezaket, letafet, incelik adına ne dersek diyelim, ilişkinin belli bir zaman dilimine özgü olması yanlıştır.

Eşimin dünyasında ne kadar özel ve önemli olduğumu, onun bir bakışı, bir gülümsemesi, bir selamlama/uğurlama ifadesi ile hissedebilirim. Onun için ne kadar kıymetli olduğumu hissettirdiğinde, ben nasıl mutlu oluyorsam, aynı duyguyu ona yaşatmak da boynumuzun borcudur.

Çocuklar dünyaya gelene kadar, eşler arasında iltifatlar genelde eksik olmuyor. Lakin evliliğin meyvesi çocuklar dünyaya geldiğinde, kadında annelik içgüdüsü ile bebeğe yönelme, bebeğin ihtiyaçları ile ilgilenme durumu ön plana çıkıyor. Erkek mantığı biraz daha farklı çalışıyor. O cennet meyvesi bebeğin babası olduğu halde, bazen eşinin bebekle olan yakınlığını gözlemleyip; artık kendisinin ikinci plana atıldığını, bundan sonra eskisi gibi âşık olamayacaklarını, büyük aşkın artık bittiğini ve evliliğin bundan sonraki sürecinde sadece çocuklar için yaşanılacağını düşünüyor ve kafasında bunları kuruyor. Bir yandan baba olmanın muhteşem hazzını yaşarken beynin arka tarafında eşiyle ilgili endişeleri kurmaya devam ediyor. Ve maalesef çocuk, bebeklikten çıkıp okul çağına gelene kadar kadın, erkekteki bu kurguların farkında bile olmayabiliyor. Erkek için süreç içinde evlilik, neredeyse ümitsiz vakaya dönüyor. Evlilik sürecinde ilk çatırdamalar da bu dönemde yaşanıyor zaten. Oysa hem kadın hem erkek, eş rolünün yanında bir de ebeveyn rolüne sahip olduklarını fark edebilseler, süreç daha hafif sıkıntılarla giderilebilir.

İlk çocuğun şoku henüz atlatılmadan, ikinci hatta üçüncü çocuk dünyaya geldiğinde; evlilik kurumu artık aşktan uzak, alışkanlık ve emniyet duygusunun birlikte yaşandığı bambaşka bir hal alıyor. Sevgi bitiyor mu? Aslında hayır sevgi bitmiyor. Devlerin aşkı, zaman içinde evrilip sevgiye dönüşüyor. Peki, bu kötü bir şey mi? İyi ya da kötü olması, bizim beklentimize ve duruma yüklediğimiz anlam ile doğrudan ilgili. Yani aşk bitti artık diye kıyameti kopartabiliriz. Veya aynı çatı altında yaşıyoruz, aile birlikteliğimizi sürdürüyoruz diye sevinebiliriz. Nereden baktığımıza bağlı.

Aslında tanışmanın, nişanlılığın ilk günlerinden itibaren ilişkimizde çok özenle korumamız gereken bir kavram var. Bu kavramın adı saygıdır. Öylesine önemli bir kavram ki, eğer ilk günden itibaren ve her zaman karşılıklı saygımızı koruyabilirsek, evliliğimizi de koruyabiliriz. Saygıyı korumak demek bir anlamda ilişkimizin geleceğini de korumak demektir. Niçin bu kadar önemlidir saygı?

Her evlilikte mutlaka ufak tefek problemler olur. Bazen problemin adı anne babalarımız olur. Bazen ekonomik varlığımız veya darlığımız olur. Bazen misafirlerimiz, bazen ihmallerimiz problem olur. Bezen hırslarımız kimi zaman da vurdumduymazlığımız problem olur. Problem olur yani. Problem yoksa paylaşım da yoktur der büyüklerimiz. Önemli olan problem olması değildir. Önemli olan o problemi nasıl çözüme kavuşturduğumuzdur.

Evliliğin sağlıklı ve sağlam bir temelde ilerlediğini gösteren çok kıymetli bir ölçüdür saygı. Şöyle ki, yaşadığımız ilk tartışmada genelde maske düşer ve asıl kimlik ortaya çıkar. Tartışmayla birlikte, takınacağımız tavır, ağzımızdan çıkacak sözler ve o sözlerin söyleniş biçimi çok önemli bir hal alır. Bazen kapıyı çarpıp çıkarız. Lakin kapıyı tekrar açmayacakmış gibi çarpmamak lazım. Bir daha asla geri dönmeyecekmiş gibi, en son söylenecekleri hatta en sonda bile söylenmeyecekleri, ilk fırsatta söylememek lazım. Tartışmanın bile bir adabı var yahu! Hakaret, küfür, psikolojik olarak değersiz hissettirme küçük kabahatler değildir. Psikolojik olarak uygulanan şiddet; fiziksel olarak uygulanan şiddetten daha hafif değildir aslında. Yani şiddetin her türlüsü kötüdür ve aileye mutluluk getirmez. Şiddetin olduğu bir yuvada mutlu insan aranmaz. Şiddetin olduğu bir ortamda saygıdan bahsetmek mümkün değildir.

Peki, nedir saygı? Özellikle evlilikteki saygıdan bahsediyorum. Saygı denildiğinde sadece eşimize Fatma Hanım, Hasan Bey diye hanımlı beyli konuşmak mıdır? Hanımlı beyli konuşunca saygılı davranmış oluyor muyuz? Asla hayır! Bu sadece bir gösteriş ve aldatmadır. Hanımlı beyli konuşmanın bir zararı yok. Böyle konuşmak teşvik edilebilir. Sorun saygıyı bu kadar küçük bir elbiseye sığdırmaya çalışmaktır. O halde gerçek saygı nedir? Saygılı davranmak nasıl olur?

Gerçek saygı, eşimizin sahibi gibi davranmamaktır. Hayat arkadaşımıza tapulu malımız muamelesi çekmemektir. Evlilik cüzdanı, yasal olarak evli olduğumuzun resmi bir belgesidir sadece. Yoksa eşimizin tapusu anlamına gelmez. Evimizin tapusu olur, arsamızın tapusu olur, aracımızın tapusu olur. Onların sahibi gibi hissedebiliriz. Eşimizin sahibi olmak ne demek yahu! Aslında nefsimiz dâhil her şeyin bu dünyada bize emanet olduğunu kavrayabilsek var ya.

“Ben ve hayat arkadaşım, önümüzde birçok seçenek olduğu halde biz, birbirimizi seçtik” diyebilmektir. “Pazara kadar değil, mezara kadar” ahdini bilmektir. İyi günde ve kötü günde değil, her gün yanında ve yüreğinde olmaktır. Rabbimin bana yazdığı, benim de cüzi irademle seçtiğim insanla mutlu olmak ve onu mutlu etmektir. Aileme ve ailesine değer vermektir. Doğuştan Rabbimin verdiği haklara ve yaşarken geliştirdiği karakterine saygılı davranmaktır. Eşim olması demek, her konuda benimle aynı düşünmek zorunda olmadığını kavramak ve benimle aynı fikri paylaşmaya dayatmamaktır. Yaptığı en küçük hatada, dünyayı başına yıkmamaktır. Onun hayat arkadaşı, can yoldaşı olduğum için kendimi özel hissetmek ve benim sırdaşım, en yakın arkadaşım olduğu için onu özel hissettirmektir. Pazardaki gibi tezgâhımın vitrinini süsleyip, çürük yanımı gizlememektir.
Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmaktır. 

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri