VEYSEL EKİNCİ

28 Şubat Sizin Davanız ve Onurunuz Değil Ki!

Yakın tarihin en iğrenç olaylarının başında gelir 28 Şubat olayı.
 Aynı zamanda, iktidar olarak; o zamana kadar gelmiş çok partili sistemin en iyi yönetimi idi.
Tüm engellemelere rağmen, mevcut şartlar  Erbakan- Çiller hükümetini kaçınılmaz kıldı.
Cumhurbaşkanı Demirel'in, bu hükümete imza atıp, onay verirken, suratını ve bakışlarını unutmak mümkün değil.
Ne oldu? Kısa süren, daha doğrusu sürdürülen bu iktidar ne yapmıştı?
Öncelikle havuz sistemi kurmuş, tüm paraların, varlıkların bir havuzda toplanmasını sağlamış, böylece rüşvetin ve çarçurun önüne geçilmişti.
Komşularla ve müslüman ülkelerle işbirliğini başlatmış, Batı'ya dur demiş, Batı'nın G-8 ülkelerinin karşısına D-8 birliğini kurmuştur.

  Bir strateji olarak; askere, adalet teşkilatına öncelikle yüksek oranda maaşlar vermiş, arkasından memurlara ve işçilere rahatlatıcı  ücret ayarlaması yapmış; para bolluğundan dolayı ekonomi canlanmış, esnafların yüzü gülmüştü.

  Gece- gündüz ülke için çalışan bu hükümet ve başta merhum Erbakan Hoca, belirli güçlerin hedefi olmuştur. Hem de maaşlarını yüzde yüz artırdığı kimi askeri  ve yargı mensupları, kimi bürokratlar ve tetikçi medya tarafından.

  Bunlara fırsat veren kimi hatalar yapılmış fakat, ne olursa olsun, bunlar (!) darbe için gerekçe olamazdı. Başbakanlıkta cübbeli, sarıklı (!) kişilere iftar verilmesi, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız' ın ev sahipliği yaptığı, Sincan'da ki Kudüs günü gösterileri, Kayseri Büyük Şehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin konuşması, Şevki Yılmaz'ın konferansları bunlara birkaç örnektir.

  Namaz kılan, milli davranan bir Başbakanı hazmedemediler. Üzerinde İslami silüet bulunan birine tahammül etmeleri imkansızdı.

  Tarihte olmadığı kadar, bir Başbakana, bir hükümete bu kadar hakaret edilmemiş, çelme takılmamıştır.

 Hatta, sırf Erbakan'la iktidar ortağı olduğu için Tansu Çiller de bu zulümden nasibini almıştır.

 Kimi gazetecilerin yönlendirmesi, sahte ve sansasyonel haberler yapması, Kimi generallerin seviyesiz, saygısız davranışları, kimi yargı mensuplarının kapatma yönündeki tehtitleri, baskıları ve partiyi kapatma girişimleri unutulmaz  ve affedilmez gerçeklerdir.

  Başbakan'a ve yardımcısına küfür eden generaller, köşe yazarları  ve kimi yargı mensuplarının olduğunu bizzat müşahade ettik.

 Osman Özbek denen generalin Başbakan'a küfürünü hep biliyoruz. Oturduğu masada tüm teamüllere, geleneklere, ast-üst itaatına aykırı olarak, Güven Erkaya'nın masaya içki getirtmesi olayın vehametini gözler önüne sermektedir.

 Kuran kurslarının kapatılmasına, İmam- Hatiplerde katsayı haksızlığına dindarlara uygulanan baskılara, okullarda başörtü zulmü, oğlunun yemin törenine alınmayan başörtülü kadınların göz yaşının akıtılmasına yönelik kararların alındığı, ileriye yönelik zulüm taşlarının döşendiği bir dönemdir.

  Gelişmelerden bunalan, adalet Bakanı Şevket Kazan'ın baskıların etkisiyle hüngür hüngür ağladıgı, Milli Güvenlik Kurulunda Erbakan'a boncuk boncuk ter akıttırıldığı, tuvalet koridorunda karton üzerinde namaz kılmaya mecbur bırakıldığı bir dönemden bahsediyoruz.

 Öyle ya da böyle, bunların hesabının sorulduğu bir dönem geldi ve  bu geleneğin bir ferdi tüm zorluklara rağmen iktidara geldi.

 28 Şubat 1997 nin hesabı sorulmaya başlandı. Böyle önemli bir döneme; hedefleri ve intikam duyguları olan Fetöcu hainler gölge düşürdüler ne yazık ki.

 Zamanla bu dönemin hesabı sorulmaya başlandı; ne yazık ki bu zulmün yapıldığı liderin partisine sahip çıkanlar, bu davaya sahip çıkmadılar. Fetöcüleri bahane ettiler.

 Şevket Kazan ve Mustafa Kamalak döneminde 28 Şubat zulüm dönemi davasına sahip çıkmayıp çekildiler, yani şikayetçi olmadılar.

  Son Başkan Temel Karamollaoğlu da; koskoca bu askerlerin hapiste yatmalarına vicdanım el vermiyor demişti.

 Vay Erbakan Hoca'nın terlemeleri, omuz atılmaları, zorla başörtüsü çıkartılan kız öğrencilerin göz yaşları, dışlanan, horlanan  asker anneleri!

 Bunlara gönlün ve vicdanın razı olmuş muydu?

 Razı olduysan eğer, bu davayı sahiplenmen çok kemik sızlatıyordur.

 Hala senin üzerinde şüphe oluşturulan Madımak olayından sonra, hapislerde çürüyen müslümanların ve bu olaya misilleme olarak katledilen Başbağlar Müslümanlarının ruhları sizin vicdanınızı sızlatmıyor mu?

 Müslümanların rahata, özgürlüğe kavuşmaları, Ayasofya'nın açılması, ağır sanayii ve milli harp teknolojisinin gelişmesine sebep olan Müslüman (!) Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın  karşısında bulunup, bu zulme sebep  olanların safında olmanız, başat rol almaya çalışmanız sizi ele veriyor, başta şaşırmış olmamıza rağmen artık normal görüyoruz.

 28 Şubat davaları sizin davanız değil, zaten sahip de çıkmıyorsunuz, davayı takip etmiyorsunuz.

 Yani sizin davanız ve onur meseleniz değildir.

 Selam olsun bu davanın gerçek mücahitlerine, hak yolda kahramanca mücadele edenlere!

 Yazlıklar olsun davalarına karşı evrim geçirip başkalaşıma uğrayanlara!

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri