KULİS NAME

“BİZİ” YOK SAYAN “BİZDEN” OLMAYANA “BİZDENMİŞ” GİBİ DAVRANMAK!

“Bizi” Yok Sayan “Bizden” Olmayana “Bizdenmiş” Gibi Davranmak!

Zaman zaman sosyal medya hesaplarımda da paylaştığım şöyle bir duam var: "Rabbim bizleri en az sosyal medyada göründüğümüz kadar imanlı, devletçi ve vatansever eylesin, Âmin."

Bu kinayeli duayı bu sıralar fazlaca zikretmeye başladım. Son zamanlarda bana bu duayı çokça zikrettiren, göründüğü gibi olmayan ya da olduğu gibi görünmeyenlere fazlaca denk gelmem olsa gerek. Elbette iyilerin sayısı çoktur, “sepetteki çürük yumurta misali” bildiğim, duyduğum birkaç hadiseyi sizlerle paylaşayım.

Efendim, neredeyse iki kelimesinden biri "devlet, devletçilik" olan bir makam sahibi, devletin imkânlarını hoyratça kullanmayı, devletin “kesesinden” onu bunu ağırlayıp mükellef sofralar kurmayı kendine hak görmüş.

Ahlaksızlığın geldiği noktayı sürekli vurgulayıp "en namuslu benim" algısı peşinde olan, mevki sahibi bir zatın, hovardalıkta level bırakmadığı rivayet ediliyormuş.

Konuşurken dava, şuur, adanmışlık adına sarf ettiği cümlelerden makale yapabileceğin bir başkası üç kuruşluk menfaati söz konusu olunca davayı unutuvermiş.

Layık olmadığı halde sadece “tabiiyet” ile birilerine “gebe kalarak” bir mevkie gelmiş (getirilmiş) bir koltuk kuklası “Memleketin en büyük meselesi liyakatsiz atamalar.” diyormuş.

Maalesef örnekler uzayıp gidiyor. Evet, göründüğü gibi olanımız, olduğu gibi görünenimiz gitgide azalmaya başladı sanki...

En enteresanı ise, bir makama gelmek için kendisine "referans" olabilecek, günün kudretli, söz sahibi dernek, vakıf, sivil toplum örgütü vb. her kim veya yapı var ise onlardan görünüp “sizdenim”den öte "Ben en bizdenim" diye ortaya düşmüş bir "adam" makamı elde ettikten sonra kendine referans olan yapılardaki "bizi" yok saymış.

Acınası halimiz var. "Bize ne oldu da bu hale geldik?" sorusuna cevap vermek şöyle dursun, sorudaki "biz"i sorgulatan halimiz! “Biz” dediğim; bizim cemaat, bizim tarikat, bizim vakıf, bizim dernek, bizim parti, bizim STK, bizim cenah, bizim camia…

Evet, "bizden" olmadığını ve hiçbir zaman da olmayacağını bildiğimiz "adam(!)lara" referans olan "biz"i sorgulamak istiyorum. "Bizden" görünüp, sırtımızdan üzerimize yükselip bizi yok sayanlara, bizi yok etmeye çalışanlara, bize eziyet edenlere hala "bizdenmiş" gibi davranıp nemalanmasına müsaade eden "biz"i...

Öyle ya, bizden görünen onlar karşısında, esasında onlarla mücadele etmesi gereken biz, hakikaten "Biz" miyiz?

Sezai Karakoç merhum "Çağ ve İlham 1" kitabında şöyle diyordu:

"Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar..
Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar..
Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın azabından kurtulamayacaklar.."

Her çağa söylenmiş sözler...

Peki; "Onlar" kim? "Biz" kimiz?

Biz, Karakoç'un "Biz" dediği; hakikate mazhar bir davası, davasına müteveccih asil bir duruşu, Allah'ın (cc) rızasını kazanma uğruna bir yaşayışı olan tanımda mıyız? Karakoç'un "Biz"inde biz var mıyız?

Var isek, bizim dışımızdakileri de “onlar” olarak tanımlayabiliriz. Yani “onlar”ın yaşayışında, Rabbin rızasını kazanmayı hedefleyen bir davaları yok.

Hal böyle iken “Bizi yok sayan, bizden olmayana bizdenmiş gibi davranacaksak ben bizden değilim!” demek geliyor içimden…

Bir kıssadan hisse...

Ebu Müslim Horasani’ye Emevi Devleti’nin yıkılmasının sebebi sorulduğunda şöyle demişti:

“Dostlarını uzaklaştırdılar; düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırdıkları düşmanları dost olmadı ama uzaklaştırdıkları dostları düşman oldu!”

Devlet düzeyinde de böyledir, siyasette de, sivil toplum örgütlerinde de, daha dar dairelerdeki idarelerde de...

"O bizden, kırılsa da karşımızda yer almaz." diyerek küstürülen, yorulan, kırılan dostlarınız varsa; bilesiniz ki, mevki ve makamından dolayı (İşimize yarar) diyerek “Hüsn-ü teveccüh” gösterdiğiniz "düşmanlar" asla dost olmayacaklar. Asla “bizden” olmayacaklar, sadece mensubu olunan yapıda “bizi” kullanmaya devam edecekler. Nihayetinde; ilk fırsatta “bizi yok saydığında” uzaktaki eski dostlarımız (bizim için) şu meşhur sözü söyleyecekler; "Zarara kendi rızasıyla girene merhamet olunmaz!"

Öyleyse,hakikate mazhar bir davası olmayan, makam hırsı ve dünyalık harici bir dert ile dertlenmeyen, imana, devlete ve millete hizmeti gaye edinmeyen ve “bizi” yok sayan “bizden” olmayana “bizdenmiş” gibi davranmayı bırakalım.  Rabbim “bizdenmiş” görünenlere karşı ferasetimizi artırsın, razı olduğu "dostlarına" dost olabilmeyi, dostlarımıza sahip çıkıp düşmanlarımıza uzak olabilmeyi, Devletimize ve Milletimize fayda sağlayacak adımlar atabilmeyi nasip etsin... Âmin...

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri