Veysel EKİNCİ

Hangi Zincirleri Kırdık?

                 HANGİ ZİNCİRLERİ KIRDIK!

     Kim ne derse desin, hala Batı korkusunu atamayanlar var. İliklerine kadar işleyen bu korkuyu, teslimiyetçiliği, sinikliği, ürkekliği kendilerine bir yaşam biçimi seçmişlerdir.

    Bundan dolayı, bir türlü bağımsız, öz güvenli, cesur, kararlı düşünemiyorlar. Aman şunları kızdırmayalım, aman uyandırmayalım, aman başımıza iş almayalım. Yani suya sabuna dokunmadan ruhsuz, onursuz, güdülen bir hayat sürelim ön kabulü içindedirler.

    Bu tür bir davranış biçimi, hem kişiler arasında, hem de devletler arasında geçerlidir.

    Bu duruma en ilginç örnek Ayasofya’dır. 1934 ‘de, o zamanın zayıf şartlarına göre, düşmanları susturabilmek adına müzeye çevrilmiş, ama milletimizin içine bir türlü sinmemiştir. Sürekli, sinede bir yara olup, içlerinde bir ukde olarak kalmıştır.

    Gelen liderler, bu milletin yoğun talebi ve baskısı sonucunda Ayasofya’yı açmayı düşünmüşler veya teşebbüs etmişler, lakin hiç biri uygun zemin ve şart bulamamıştır.

    Özellikle Milli Görüş geleneğinden gelenler, başta lider Merhum Erbakan olmak üzere, sürekli bu konuyu diri ve gündemde tutmuşlarıdır.

    Elbetteki Müslümanlar, Sayın Erdoğan’dan da,   Ayasofya’nın açılmasını çoğu kere istemişlerdir. Fakat, diğer liderlerde olduğu gibi zaman, konjonktür, şartlar, zemin uygun olmadığı için ya ertelenmiş, ya cesaret edilememiş, ya da uygun bir fırsat kollanmıştır.

 

 

     Öyle ya, dünya bir sorun varken, ekonominiz belli iken, içte ve dışta bir sürü meşgale varken, Ayasofya konusunu gündeme getirmek akıllıca bir iş olmasa gerekti.

     Nitekim bir buçuk yıl önce Erdoğan’dan böyle bir talepte bulunulduğunda, diğer camileri doldurun, ondan sonra sıra buraya gelsin. Ülkenin bunca sorunu varken, bu kadar dünyayı karşımıza almak akıllıca değil, ben de bu işe girmem demişti.

    Hem, hristiyan devletlerde iki binin üzerinde cami var, bunların sonucunun ne olacağını hiç düşünüyor musunuz? demişti.

      Pek ala, ne oldu da bu gün bu aşamaya gelindi? Birincisi, 15 Temmuz halk mukavemeti, cesareti ve kahramanlığı bir işaret fişeği olmuştur. İkincisi, sayısız ekonomik saldırılar bertaraf edilmiş, ülke ayakta kalmayı başarmış. Üçüncüsü, Suriye’ye yapılan hamleler ve teröristlere karşı kazanılan zaferler, Rejimin hezimeti, Rusya ve ABD’nin çabalarının boşa çıkması, dolaylı olarak onlarla savaşmış olmamız ve kararlılığımız. Dördüncüsü, Kuzey Irak’ta, Suriye’de 40 km derinliğe kadar inip, aşılamaz denilen dağların aşılması, girilemez denilen mağaralara girilmesi ve terörün vurulması. Beşincisi, İran’a yapılan ABD ambargosu ve zayıf duruma düşürülmesi. Altıncısı, Doğu Akdeniz ve Libya’da dengeleri tersine çeviren hamleler. Yedincisi Kendi silahlarımızı yapmamız.

   Tüm bunların yanında kararlı, cesaretli, imanlı bir lider ve ona bağlı halkın sağlam duruşu göz ardı edilemez.

    Dünyayı Covit-19 belasının sarması, her devletin kendi başının derdine düşmüş olması, bu konuda hazırlıksız yakalanmış olmaları, ekonomik sıkıntıyı da beraberinde getirmiştir.

    Böyle bir ortam tam da zamanı idi, şartlar oluşmuştu ve aşağı yukarı halkta da bir konsensüs sağlanmıştı. Ayasofya açılmalıydı artık ve açıldı.

    Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

    Ayasofya’nın açılması, sadece namaz kılınacak olması yönünden değil, bir direniş, kıyam, bağımsızlık, özgürlük, onur, şeref, emperyalizme meydan okuma açısından değerlendirilmelidir.Fatih Merhum’a karşı, bir vefa borunun ödenmesidir.

   Hala ürkek, korkak sesleri duyuyoruz ne yazık ki. Korkaklar zafer abidesi dikemez.

   

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri