Veysel Ekinci

Büyük Fırsat Kapımızda

BÜYÜK FIRSAT KAPIMIZDA

   Boşa alınmış, ya da yüksek viteste giden bir araba gibi, kapılıp gittiğimiz hayat yolunda giderken, belirli aralıklarla konulmuş olan uyarı ve ikaz işaretleri dikkatimizi çekmezken, biraz ileride trafik memurlarının zoraki ve mecburi durdurması kaçınılmaz olmuştur.

   Bize biçilen ömür miktarı, yavaş yavaş tükenirken, gideceğimiz menzil yolunda, zaman zaman önümüze çıkan her engel bir şekilde aşılmak durumundadır.

   Her bir engelde duraklamak, düşünmek, önlem ve tedbir almak, ileriki zamanlarda önümüze çıkacak engelleri aşabilme yönünde katkı sağlayacaktır.

   Engellere dayanabilme, sabır gösterme, üstesinden gelebilmenin tek şartı, bu dünyaya geliş amacını, muhakkak bir gün, bu alemden gidileceğini, bu dünyada verilen sınavların titizlikle değerlendirilip, not verileceğinin idrakinde olup, ona göre hayat sürmektir.

    Sınav soruları bazen kolay, bazen orta, bazen ise çok zor ve ağır olabilmektedir. İmtihan şuurunda olmak, meselelerin hallini ve sabrını kolaylaştırmaktadır.

  Başımıza gelenler, kulların kendi elleri ile yaptıklarından olduğu gibi, irade sahibinin taktiri ile de dilediği zaman, dilediği yerde ve dozda gerçekleşmektedir.

   Yüce Mevla'mız: " Deki ey Habibim, Allah'ın yazmadığı hiç bir musibet bize isabet etmez. O bizim Mevla'mızdır, dostumuzdur" buyurarak habersiz ve amaçsız hiç bir şeyin olmayacağını hatırlatmaktadır.

   Yine" Allah sizden cihat edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?" İlahi bildirisi ile gerçekleri hatırlatıyor.

    İlk insandan bu yana, nice kavimlerin başlarına gelenleri, sebeplerini ve sonuçlarını,  birer tarihi ibret vesikası olarak yüce kitabımız'dan öğrenmekteyiz.

  Musibetlere, bir imtihan, bir uyarı, bir silkelenme  vesilesi olarak bakmak ve dikkate almak zorundayız.

   Mesela Kabe'de, Arafat'ta, ihramlar içerisindeki insanların, mahşeri, nasıl da hatırlattığına hepimiz şahidiz. Zengin, fakir, amir, memur, ağa, bey, kral, halk... Nasıl eşitlendiğini, üstünlüğün takvada olduğunu, makamın gelip geçici olup, saygı ve hürmetin makama gösterildiğinin idraki içinde olmamız gereklidir.

   Beş vakit kıldığımız namazlardaki saf düzeninde ve oruç tutarak, herkesin insan olma noktasında eşit olduğunu hatırlamamız mümkün olmaktadır.

   Allah'tan gelen bir musibet karşısında, kişiler, toplumlar, makamlar, statüler arasında ayrım yapılmamaktadır. Herkes bir şekilde bu acıyı tatmaktadır.

  Düşülen  acziyet ve kalınan çaresizlik, tüm insanları, derin bir iç muhasebeye götürmelidir. Yapılan haksızlık, zulüm, öldürme, işkence gibi davranışlara son verilmesi yönünde derin tefekkür edilmeli, dersler çıkarılmalıdır.

    Gelen musibetler sadece zalimleri vurmuyor, zulme göz yuman, engel olmaya çalışmayan ya da vurdumduymaz kişi ve toplumları da istisnasız, kasıp kavuruyor.

    Kimi gayrimüslimler, mecburen  en azından şimdilik, yaptıklarının farkına varıyorlar ve Allah'a yaklaşmaya çalışıyorlar. İmanın  ve inanmanın nasıl bir güç olduğunun bilincine varmış  gibi görünüyorlar.

   Ülkelerinde, asla tahammül edemedikleri ezan sesini, hem de hoparlörden herkese dinlettiriyorlar. Dua etmeleri için, müslümanlara adeta yalvarıyorlar.

   Ya Rabbi, ne büyüksün! Görünmeyen askerler indirdiğini çoğu kez, Mukaddes Kitabında hatırlatıyorsun.

    Bir müslüman olarak, bunları fırsata çevirip, özümüze dönmeliyiz,  amacımızı bilmeliyiz, Yaratıcımızla aramızı düzeltmeliyiz.

   Ya itaat eder eşref- i mahluk oluruz, ya da isyan eder,  dünya ve ahirette rezilrüsvay oluruz.

  Ne mutlu, doğru yola rotasını çevirenlere. Selam olsun o bahtiyar kullara.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri