MEHMET BOZKURT

Türkiye'de İlahiyatçılar Ne Yapıyor!?

TÜRKİYE'DE İLAHİYATÇILAR NE YAPIYOR!?

Toplumumuzda İlahiyatçıların ortaya koyduğu rol nedir? Ne olmalıdır? Toplumun ihtiyaçlarına gerçekten cevap verebiliyorlar mı? Bir misyonu temsil edebiliyorlar mı?

Bütün bu sorulara cevap bulalım mı?

Ülkemizde bir çok alanda ve ağırlıklı olarak Üniversitelerimizde görev yapan akademisyen ilim ehli hocalarımızdan bazılarının birbiriyle kavgası hayatım boyunca hep beni de bir İlahiyatçı olarak ve hem de diğer bir çok Müslümanı da üzmüştür. Doğrusu bu kavgadan sıkıldık, bu kavganın hiç kimseye bir yarar getirmediği de ortadadır. Bu konuda birçok yazı yazdım, biraz gecikmeli de olsa tekrar yazmaya karar verdim. Aslında herkes İslam’ı anlatıyor ve karşılığında manen bir kazanç peşinde... Bazıları bu işi bir maddi kazanç kapısı haline getirmiş olsa da... İlk etapta herkesi tek tek değerlendirmekti niyetim ve daha sonra sadece bazılarına duyduğum saygı adına haddimi aşmış olurum diye düşündüm. İlim ve edebine saygı duyduğum bu ilim erbabı insanlardan, doğrusu çok daha fazla beklentimin olduğunu da belirtmek isterim. Türkiye kamuoyuna mal olmuş ve isim yapmış bu değerli ilim ehlinin biraz daha yüksek sesle konuşmaları, haykırmaları gerekir. Milletimiz ve İslam dünyası her zamankinden daha fazla buna muhtaçtır. Unutulmamalıdır ki, ilim ehlinin bu konuda Allah’a karşı daha fazla sorumluluğu vardır.

Bugün sosyal medya uçsuz bir okyanus... Tanımadığınız ve yüzünü görmediğiniz birçok insanla görüşüyor, tartışıyor ve yazışıyorsunuz. Aslında bu nimet, Allah’ın insanlığa en büyük lütfudur. Ama ne acıdır ki, ahlak özürlü olan insanların da boy gösterdiği, saygıdan yoksun davranış bozukluğu olan, adına insan dediğimiz birçok varlığın küfür-hakaret ve hatta tekfirine de muhatap olabiliyorsunuz, eğer bir şeyler yazarak yararlı olmak istiyorsanız!? Yine belirtmek isterim ki, bazı İlahiyatçı hocaların yazdığı yazılarına yapılan yorumlar tek kelime ile facia! Değerli hocalar iyi niyetle İslam’ın bir konusunu yazıyor. Ama yapılan birçok yorumda ifade edildiği gibi hakaret, küfür ve hatta hocayı veya karşı taraf olarak gördüğü insanları müşrik-kafir dahi ilan edebiliyorlar. "Benim gibi düşünmüyorsun, o halde sen kafirsin veya müşriksin!" Bu konuda birçok değerli hocamızın ciddi anlamda bu yorumcu ve takipçilerine uyarıda bulunması gerekirken, arzuladığım düzeyde bir uyarı göremiyorum. Bu durum yarar yerine, her gün Müslümanlar arasına kalın duvar örülmesine neden olunmaktadır. Amaç Allah’ın rızasını kazanmak ise eğer, bir doğruyu ortaya koymak için iki yanlışa izin verilmemelidir. Çünkü milyonlarca yanlış bir doğru kadar aziz, şerefli, iyi ve güzel olamaz. Eğer takipçilerimizden alkış almaksa derdimiz, biz topyekûn kibir bataklığındayız demektir. Herkes biliyor ki, Kur’an bunu onaylamaz. Hz. Peygamber (s.a.v)’in (haşa!) böyle bir hal ve davranışı yoktur.

Türk toplumunun belki de helakine neden olabilecek bir önemli hatası da;

"Herkes her şeyi biliyor! Konu din olursa eğer, o zaman herkes her şeyi en iyi biliyor!" Bu utancın yegâne nedeni, taklitçiyiz ve okuma özürlüyüz! "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak." demektir. Bu bir zillet midir? Evet, bu bir zillettir! Ya bu zilletten kurtulacağız veya yolumuza bu zilletle devam edeceğiz!    

Herkesin çok rahat anlayacağı sade bir dil kullanarak diyorum ki Kur’an, insanlığın en büyük rehberi ve tek kaynaktır. O’nda zerre kadar şüphe yoktur. (Bakara, 2/2)

Allah, Kur’an’ı sadece insanlara göndermiştir. Kur’an, Allah ile insanlar arasında tek sözleşmedir. Kur’an, Allah kelamı bir mucizedir. O, Allah tarafından gönderilmiş ve Allah tarafından korunmaktadır. (Hicr,15/9)

Dünyada yaşarken yapmamız ve yapmamamız gereken ilahi emirleri içerir. Olay bu kadar basit ve açık! Ama biz Kur’an’ı asırlardır süslü güzel kılıflara mahkûm ederek evin en üst baş köşesine asmışız, adeta idam etmişiz. Dokunmayı bile suç ve günah saymışız. Allah, bize ne emrettiğini biliyor, ama biz Allah’ın bize ne emrettiğini bilmiyoruz! Neden bu halde olduğumuzu anladık mı? Hatta günde kıldığımız 40 rekât namazda okuduğumuz Fatiha süresinde, Allah’ın bize ne dediğini bile bilmiyoruz? Bunun zillet olduğunu neden söylediğimi anladınız mı?

Bir dine inanıyor ve bu dinin bize ne dediğini bilmiyoruz? Başka bir ifadeyle bilmediğimiz bir şeye inanıyoruz? Bize böyle öğretildi özellikle! Arzuladıkları toplumu meydana getirmek için...

Müslüman ile İslam’ı birbirinden koparmak için! Müslüman’a başka bir elbise giydirmek için... Asırlar geride kaldı, ama Allah’ın gönderdiği din de geride bırakılarak, insanı korkutan elbise giydirilmiş bir öcü var karşımızda... (!) Bize öğretilen bu din asla İslam değil! Bir İlahiyatçı olarak samimiyetle söylemek isterim ki, bugün toplumumuzun din diye inanılan ve itibar edilen birçok rivayet, bit’at ve hurafe asla din değil! Ve asla Kur’an’dan da onay alamaz. Eğer amacımız İslam’ı yaşamaksa ve dünyada Allah’ın rızasını kazanmaksa, Kur’an ile mutlaka buluşmalıyız. Kur’an ne diyorsa din odur! Kur’an’in biz insanlar için bir öğüt olduğunu ve sadece O’na uymak zorunda olduğumuzu ve Kur’an’in emirlerini yerine getirmemiz konusunda sorumlu olduğumuzu yine Kur’an bize bildirmektedir. (Zuhruf, 43/44 )

Aslında İlahiyatçıların arasındaki kavganın en önemli nedeni Hz. Peygamber (s.a.v)’in dindeki yeri, konumu ve yetkileri ile ilgilidir. Deniliyor ki, Hz. Peygamber (s.a.v)’in görevi sadece tebliğdir. Elbette ki, doğrudur ve Kur’an da bunu emreder. ( En’am, 6/50 )

Hz. Muhammed (a.s), Allah tarafından görevlendirilmiş son din olan İslam’ın Peygamberidir. Alemlere rahmet olan bu Peygamber (Enbiya, 21/107), yüce bir ahlak sahibi (Kalem, 68/4) ve insanlığa örnek olan (Ahzab, 33/21) Allah’ın övgülerine nail olmuştur. Üstün bir insandır. Ama O’nu insanüstü görmemiz Kur’an’ın onaylamadığı bir durumdur. Buna çok dikkat etmek gerekir. (Fussulet, 41/6)

İnsanüstü tek varlık sadece Allah'tır.

Hz. Peygamber (s.a.v) Kur’an’in emirlerini Cebrail (a.s)’den almış ve öğrenmiş, aynen ve eksiksiz  insanlara zaman geçirmeden tebliğ etmiş (anlatmış, izah etmiş, yorumlamış, açıklamış ve örnek olarak uygulamış) ve bizatihi kendisi de sorumlu olarak uygulamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v) bizatihi dinin merkezindedir ve O’nsuz bir din düşünülemez. O’nu, Kur’an’ı tebliğ ederken, sadece bir postacı (haşa!) gibi göremeyiz. (Al-i İmran, 3/164)

Din adına yaptığı bütün açıklamaları dindir. "Resul size neyi emrediyorsa onu alınız ve size neyi yasaklıyorsa da ondan sakının" (Haşr, 59/7) şeklindeki Kur’an’ın emirlerini açıklama, izah etme, yorumlama ve uygulama yetkisinin olduğunu biliyoruz. Kaldı ki, Kur’an, herkesin anlayabileceği (Yasin, 36/69) bir Allah kelamıdır. Allah, kullarına anlamayacağı emirleri vermez. Bu durum Allah’ın şanına aykırıdır. Hz. Peygamber (s.a.v) hem tebliğ ediyor ve hem de ilk uygulayan nesle rehberlik ediyor. Sorulan sorulara da eksiksiz cevap veriyor. Ama kabul edilmelidir ki, Kur’an detaya girmez. Eğer detaya girmiş olsaydı yüzlerce cilt Kur’an olurdu. Bu nedenle Kur’an her konu ile ilgili mesajını verir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu mesajı en iyi bilen olarak uygulardı. Uygulamada rehber olan Hz. Peygamber (s.a.v)’i bütün sahabe de takip ederdi. Bu konuda sanıyorum herkes hem fikirdir.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in dindeki yerini sadece tebliğden ibaret kabul eden ve O’nun din adına, Ayetlerin dışında söylediğini kabul etmeyen insanları istisna kabul ediyorum. Din adına yaptığı, konuştuğu ve uyguladığı kesinlikle dindir. Ama Hz. Peygamber (s.a.v), Kur’an’a aykırı asla bir şey söylemez ve söylememiştir. Buna Allah’ın izin vermeyeceğini (Hakka, 69/41-46) ve hidayet verme yetkisine de sadece Allah’ın sahip olduğunu (Ra’d, 13/31-Yunus, 10/99) yine Kur’an’dan öğreniyoruz.

Asıl sıkıntı bugün din adına ve asla din ile ilgisi olmayan binlerce uydurulmuş rivayetlerdir. Bu rivayetleri din diye Hz. Peygamber (s.a.v)’e isnat ederek yalan uyduranlar (Nahl, 16/116, Hud, 11/18, Zümer, 39/3) ile Kur’an ile tezat teşkil etmeyen ve Kur’an’ın onayladığı rivayetleri Hadis/Sünnet olarak kabul edenler arasındaki kavgadır. Kayıtsız ve şartsız Kur’an’ın her emri şüphesiz doğrudur. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v)’e isnat edilen her rivayete şüphe ile bakarız. O’na ait olup olmadığını Kur’an’ın onayına sunarız. Kur’an onaylıyorsa bunu Hadis veya Sünnet olarak kabul ederiz. Ama burası muhakkak ki, Hz. Peygamber (s.a.v)’e isnat edilen ve asla Kur’an’dan onay almayan binlerce rivayet ve Hadis diye iddia edilen söz onun bunun ağzında dolaşmaktadır. Benim de itirazım kesinlikle bunadır. İşte uydurulan din denilen şey de budur. İndirilen din de kaynağı Kur’an olan dindir. Bunun adı İslam’dır. Kıyamete kadar varlığı devam edecek olan İslam, bütün insanlığa gönderilmiş Allah nezdinde kabul gören dindir. ( Al-i İmran, 3/19, 85 Maide, 5/3 )

Kur’an’dan onay almayan binlerce rivayeti din olarak kabul edip savunan insanların şerrinde Allah’a sığınmak gerekir. Din diye uydurulan rivayetlere itiraz edilince, "Peygamber düşmanı" ilan eden insanlar bilmelidir ki, mahşerde bunun hesabını hem Allah’a ve hem de O’nun adına uydurdukları için Hz. Peygamber (s.a.v)’e veremezler. Allah adına bir şey uydurandan daha zalim olanın kim olduğunu (Hud, 11/18) bize Kur’an sormaktadır.

Sosyal medyada takip ettiğim çalışmam içinde teveccühlerine sığınarak isimlerini arz ettiğim isimlerden bazıları kanaatimce ekol niteliğindedir. Ama onları anlamak için biraz ilim ve bilgi sahibi olmak da gerekir. Hele sosyal medya üzerinden bazı ilim ehline hayasızca iftiralar ve saldırılar, doğrusu bir Müslüman olarak beni utandırıyor. Bunu da bazı sözüm ona İlahiyatçıların öncülük etmeleri ayrıca beni hem kızdırıyor ve hem de utandırıyor. Herhangi bir konuda farklı yorumlarımız olabilir. Ama bu konuda takipçilere mesaj vererek savaş başlatmak, emin olun dinimiz adına bir utanç tablosudur. Amaç Allah’ın rızasını kazanmaksa, böyle bir davranış sergilemekle asla Allah’ın rızası kazanılmaz. Ayrıca Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve Zekeriya Beyaz gibi isimler de adeta sembol isimler haline gelmiş ve eğer dedikleriniz adamın aklına uymuyorsa, sizi Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz olarak ilan ediyorlar. İşte o zaman gerçekten yandınız!? Toplumda bu konuda oluşan algı budur ve artık siz ne derseniz deyin itibar göremezsiniz. Hiçbir İlahiyatçı da bu duruma kendisini getirmemelidir. Çok dikkatli davranmalı ve bir misyonu temsil ettiğinin bilincinde olarak hareket edilmelidir.

Sermayesi Bit’at ve Hurafe olan sözüm ona bir sürü İlahiyatçı dolaşıyor ortalarda, ne acıdır ki, uyduruk rivayetlerle milleti zehirlemeye devam ediyorlar. Ancak sosyal medyada çok önemli hizmetlere imza atan ve hayatlarını ilme adayan değerli ilim adamlarından mutlaka yararlanılmalıdır. Şahsım adına bu değerli ilim ehline minnet ve şükran borçlu olduğumu ifade etmek isterim. Ömrünü Allah’ın kelamına vakfetmiş bu değerli ilim erbabını incitirsek, mahşerde hesabını veremeyiz. Bizden bir para istemeden gece gündüz Kur’an üzerinde düşünen insanlara mı dil uzatıyoruz? Elbette ki, bazı İlahiyatçıların bazı görüşlerini ben de onaylamam veya durdukları nokta bana aykırı ve çok uzak! Ama onlara hakaret etme hakkını kendimde bulamam! Bazı görüşlerine katılmayabilirsiniz, ama hakaret ve iftira zulümdür zulüm!

Yüklü paralar karşılığında özellikle Ramazan ayında durmadan uydurma rivayetlerle toplumu uyuşturan bazı medya bülbüllerine de çok kızıyorum. Hatta toplumda ciddi itibar da görüyorlar. Bu millet yıllarca "ağlayan kütüklerle" avutuldu. Bunun gibi rivayetlerle toplumu avutmak, hem günah ve hem de ayıptır. Bilim insanı bu utancı yaşatmamalıdır!

Kur’an’ın bir emri ile ilgili olarak, kesinlikle Kur’an’ın bütün emirlerinin onayladığı bir görüşümü facebook sayfamda paylaşmıştım ve bu nedenle sabaha kadar bana özel mesajlarıyla zulmeden ve kafir ilan eden bir İlahiyat Fakültesi öğrencisini asla unutamam! Çünkü biraz....... dokunmuştum! Şeyhim olmadığı için beni şeytan ilan ediyordu bu İlahiyatçı çocuk!  Beni tarikatında görmeyince barikat olarak kabul etmiş ve her türlü hakarete laik görmüştü. O günden sonra İlahiyat Fakülteleri'ni biraz inceledim, ne de olsa 45 yıl önce ben de mezun olmuştum. Bazı hocalar ve öğrencilerle yaptığım görüşmelerde durumun pek iç açıcı olmadığını öğrendim. Bazı hocaların duruşu ve davranışı öğrencileri adeta ikiye ayırmış durumda olduğunu öğrenmem beni daha da üzmüştür.

Ayrıca belirtmeliyim ki, hocalar arasında da kalın bir duvarın örüldüğünü öğrendim, inşallah doğru değildir. Ama öğrenciliğimde iki hocamızın bir konu ile ilgili karşılıklı birbirlerine kitap yazdıklarına şahidim.

İslam’a teslim olmuş ve bu uğurda mücadele vermeyi sadece Allah rızası için yapanlar yalnız bırakıldı. Onları hepimiz çok iyi biliyoruz. Kanaatimce ferdi mücadele yerine top yekun mücadele gerekir. Topluma mal olmuş ilmi ile itibar gören bütün İlahiyatçılar tek ses olmak zorundadır. Bu konuda kim öncü olursa bilsin ki, Allah nezdinde büyük bir ecir sahibi olacaktır. İlahiyatçılar mutlaka ortak bir platform oluşturmalıdırlar. Ülkemizde yaşanan her olumsuz harekette fikirlerini beyan etmelidirler. Çünkü din adına çok da arzulanmayan ciddi şeyler yaşanıyor ve yaşatılıyor. Dertleri sadece "mama" olan bu insanlara dokunulduğu zaman, ar duymadan sizi kafir bile ilan edebiliyorlar. Bunların şerrinden bizi ve milletimizi emin eyle Allah’ım!

Müslümanların başka derdi yokmuş gibi, sanki İlahiyatçıların bu konuda söyleyecek sözleri yokmuş gibi davranışlar, biraz olsun düşünmeye değer değil mi? Küfür diyarına sığınmak isteyen binlerce Müslüman, denizin üzerinde can çekişerek serpilmişken, Siyonizm’in vicdanına sığınmış Müslümanlara bu İlahiyatçıların söyleyecek bir çift sözü yok mu? Mescid-i Aksa’da Kur’an tekmelenirken, bu İlahiyatçılar sakızın orucu bozup bozmadığına mı cevap verecek!? Televizyon programlarında kadın sunucuların karşısına geçerek cinsel hayati en açık şekliyle anlatmaya kalkan İlahiyatçılar da bilmelidir ki, bu millet bu duruşu asla onaylamaz ve ar duyar. Bu milletin anlatılmasını istediği şeyleri hala anlamayanlar, gölge etmesinler yeter! Gayri meşru yollarla ülke yönetimini ele geçirmek isteyenlere meydanlarda, kurallara aykırı Cuma namazı kıldıran İlahiyatçılar da bilmelidir ki, bu şovunuzdan dolayı, bu millet size hiçbir zaman iyi bir not vermedi ve vermeyecek...

Sizin göreviniz savaş açanlara destek vermek değil, barışı tesis etme yolunda mücadele vermektir. Hakk’a baş kaldıranlara karşı, “Yaşasın zalimler için cehennem!” deseydiniz asırlarca unutulmazdınız! Tarih sizi şerefle yad ederdi.

Ey ahali, izin verin bu ilim ehli gerçek gündemi tartışsın, size  ve sizi kandıran insanların gereksiz ve anlamsız sorularına cevap vermekten yoruldular! Müslümanların din adına duyması gereken çok şey var. Ülkemizin bir bölgesinde her gün şehidler verilirken, bu ilim erbabı bir şeyler söylemek zorundadır. Toplumda ciddi olarak itibar gören saygıdeğer İlahiyatçılar, sizlere düşen hiçbir görev yok mu? Bu konuda Allah ne diyor? Bunu siz değil de başkaları mı söyleyecek? Siyonizm açıkça ülkemiz üzerinde oyun oynarken, topyekün bir arada yüksek sesle ne zaman Mehmet Akif gibi haykıracağız?

Her gün ve her saniye milyonlarca Müslüman dua ediyor. Neden duamız kabul görmüyor? Niçin İslam coğrafyasında kan, gözyaşı ve acı var? Çünkü ilim yok, akıl yok, firaset yok, ahlak yok ve duvara asılı adeta idam edilmiş anlamadığımız ve anlamak istemediğimiz bir Kur’an var! Güzel sesliler okurken ağlarız, ama ne dediğini anlamadığımız için neden ağlamıyoruz!? Çünkü bir duruşa sahip olmak yerine bir guruba dahil olmuşuz. Her gurup, diğer guruplara "cennette yer yok" diyor. Korkarım ki, mahşerde yeniden dirilirken, birçok sözde Müslüman "ŞOK" olacaktır. Şirke bulaşarak iman ettiğini zannedenlerin durumu bu sonuca götürür. (Nisa, 4/48, En’am, 6/81, Yusuf, 12/106 )

Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, iman edenler olarak kendi arzu ve isteğimiz doğrultusunda bir seçme hakkımız yoktur ve olamaz. Kim Allah ve Resulü'nün emirlerine karşı gelirse, bunun sapıklık olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. (Ahzab,33/36)

Ancak din ile asla ilgisi olmayan rivayetleri din diye topluma sunan insanları da biraz olsun düşünmeye davet ediyorum.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in Sünnet’ini Şalvar, Sakal, Sarık ve Cübbe’den ibaret sananlara sesleniyor ve diyorum ki, Hz. Peygamber (s.a.v), 23 yıl gibi uzun bir zaman sadece bunları mı getirmek için uğraştı? Bir Arap geleneği olan bunlar Ebu Cehil’de de vardı. Kaldı ki, bunları da Sünnet olarak kabul edelim. Ama bunu da bilesiniz ki, Hz. Peygamber (s.a.v)’in asıl Sünnet’i; Olaylar karşısındaki duruşudur, uyguladığı adalet anlayışıdır, benimsediği ahlak anlayışıdır, temsil ettiği misyonudur, ortaya koyduğu sabrıdır, gösterdiği tevazu ve hoşgörüsüdür, hayatı kolaylaştırması ve zorlaştırmamasıdır, tertemiz giyinmesidir, temsiliyet kabiliyetidir, prensip ve disiplin sahibi oluşudur, aklını kullanmasıdır, ilme ve ilim ehline değer vermesi gibi birçok şeyi sıralayabiliriz. Sakal bırakarak, şalvar giyerek, sarık bağlayarak cübbeli gezerek Hz. Peygamber (s.a.v)’i taklit ettiğini düşünenler, değerli ilim ehlinden mutlaka Hz. Peygamber (s.a.v)’ı öğrensinler! Kur’an düşünmeyi ve aklını kullanmayı ısrarla emretmiyor mu? "Buharı batarsa din de batar." diyecek kadar basiret yoksunu insanları ilim adamı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bir diğeri, “Buhari’deki Hadisler Allah’tan gelmiş gibidir." diyor. Bir diğeri, Hz. İsa (a.s)’in babasının Hz. Peygamber (s.a.v) olabileceğini (Haşa!) kitaplarına yazabiliyor! Kur’an’a teslim olunmadığı zaman daha da sapık fikirlerin ortaya çıkabileceği konusunda ciddi endişelerim vardır. Kur’an tek ve yegâne kaynaktır. Hz. Peygamber (s.a.v) de Kur’an’ın en büyük müfessiridir. Birçok saygıdeğer ilim erbabını, üste çıkmak adına Peygamber düşmanı ilan etmek, ne ilimle ve ne de insanlık ile izah edilebilir? Hüküm Allah’a aittir ve Allah’a havale etmekten başka çare de yoktur. Zerre kadar şüphe duymadan Allah yolunda insanlığı aydınlatma görevini yapanlar, mutlaka kazanacaktır. Allah, yolunda hizmet edenlerden eylesin...

Şimdi İlahiyatçıların Allah ve millet nezdinde sorumluluklarını yerine getirmeleri için kanaatimce dikkat etmeleri gerekenler hususlar:

1- Kamuoyu önünde tartışırken, birbirlerini aşağılama ve hakaretten mutlaka vazgeçilmeliler. Toplum bu konuda çok rahatsızdır. Toplum adeta bu konuda ikiye ayrılmıştır. Taraftarı olduğu adam yanlış da söylese körü körüne bir tasdik makinası haline gelmiştir. Yapılan yorumlarda herkes karşı tarafa ciddi anlamda hakaret etmekte ve hatta müşrik-kafir ilan etmektedir. Buna sebep olmak din adına felakettir. Herkesin bir dini yerine, Allah’ın dini hakem olmalıdır.

2- Sosyal medya üzerinden yapılan din içerikli yazılar ile ilgili yorumlarda, Müslümanları, yaptıkları yorumlarla savaştırmak kanaatimce fitneye sebebiyet vermektir. Buna asla izin verilmemelidir.

3- Yazılan yazılara yönelik sınırsız övgülerle durum bildirenlerin dikkati çekilmelidir. Yazarın hoşuna giden yorumlardaki bu tür sınırsız övgüler kanaatimce İslam’dan onay almaz. Kişiyi adeta insanüstü gören yapılan alkışa asla izin verilmemelidir. O zaman eleştirdiğimiz tarikat şeyhinden ne farkımız kalır? Sınırsız övgüler nefsimize hoş geliyorsa ve biz buna izin veriyorsak, sosyal medya şeyhi olmuşuz demektir.

4- Şahsi ihtiras ve mağduriyetlerin anlatılması yerine sadece İslam anlatılmalıdır. İslam anlatılırken, Kur’an’ın ortaya koyduğu metot uygulanmalıdır. Aşağılama ve hakaret ederek bir konuyu anlatmak yerine, ikna ederek Peygamber dili kullanılmalıdır. İnciterek ve rencide ederek ancak Müslümanları birbirine düşürmüş oluruz. Bugün yapılan da ne yazıktır ki, büyük ölçüde budur. Bu nedenle de arzulanan başarıyı sağlayamıyoruz.  Mutlaka ve kesinlikle tevazu sahibi olunmalıdır. Şiddetle kibirden kaçınılmalıdır. Şov amaçlı bir anlatım ve kibir amaçlı bir duygu içinde olmak kesinlikle fayda vermez. İlim erbabı, mutlaka ilmi ile amel etmelidir. Yerini, konumunu ve beraber olduğu insanlara dikkat etmelidir.

5- Doğru olan şeyi doğru bir dil ile izah edersek sonuç alırız. Yaptığımız iş hem doğru, hem iyi ve hem de güzel olmalıdır. Zaten toplumumuzun genel yapısında insanları kavga ettirmek var, İlahiyatçılar buna zemin hazırlamamalıdır.

6- Bir gün dilerim ki, ülkemizde ilim ehli İlahiyatçı hocalarımız ortak bir platform oluşturarak her konuda görüşlerini sunabilsinler ve topluma açıkça Allah’ın gönderdiği Kur’an’a teslim olmayı yüksek sesle haykırabilseler! Allah’ın rızası ancak böyle kazanılır diye inanıyor, düşünüyor ve diliyorum. Selam olsun Allah’ın rızasını kazananlara!

Birilerinin mamasına çomak soktuğum için çok tepki alacağımı biliyorum, ama inandığımı yazıyorum. Bundan dolayı hem mutlu ve hem de huzurluyum.

Selam ve dua ile...

Mehmet Bozkurt, Eğitimci İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri