ZİNNUR ŞİMŞEK

BİR DOĞUMUN ARDINDAN

BİR DOĞUMUN ARDINDAN

Torunum Barış Kağan, acılarla dolu hüzünlü dünyamıza hoş geldin, hoşluk getirdin. Şunu bil ki. Yaşadığımız bu dünya pek de hoş değil.

Barış Kağan'ım yavrum, bilesin ki, savaşçı Firavunlar bombalar yağdırıyorlar bizim olan bizden olan coğrafyalara. Kötülüğün, kalleşliğin, yağmanın ne denli sinsi,  ne denli kurnaz olduğunu tecrübe ederek yaşıyoruz yavrum.  Dünyamız çok kirlendi, acımasızlaştı, canavarlaştı. Canavarlara rahmet okutan bir canavarlaşma bu.

Barış Kağan, her doğan insan gibi sen de bu dünyaya ağlayarak  merhaba dedin. Ağlamak insani bir duygudur.  Bir farkla ki  sen aynı zamanda acıma ve ağlama hissini kaybetmiş duygusuz insanlığın ve Üzerlerine bomba yağdırılan Filistinli masum çocukların da adına ağladın.  İnsanlık, duygularını kaybederek yapay zeka ürünü robotlar  haline dönüştü.

 

Asında bu dünyanın bir suçu yok. Suçlu olan insanlık; suçlu olan biziz. Dünya yaratılışından beri aynı dünya. Nehirler aynı; dağlar, ovalar aynı.  Gece aynı, gündüz aynı. Everest tepesi, Ağrı Dağı, okyanuslar aynı, kıtalar aynı. Değişen insanlık. Aslında insanlık da değişmedi. Kabil ve Habil den beri insanlık da aynı. Her zamanki gibi cani ve gaddar." Muhakkak ki o;(insan) cahil ve zalimdir."

Zulüm değişmemiştir, sadece vasıtalar değişmiştir. Zamanımızda bu zulüm daha da insafsız, daha da alçakça ve daha da kıyıcı hale gelmiştir.

Barış Kağan, şunu bil ki: sen, böyle bir dünyanın içine doğdun. İçine doğduğun bu dünya karanlık, içine doğduğun bu insanlık tehlikeli bir makas hatasıyla raydan çıkmış.

Barış Kağan. Gazze'de bir insanlık dramı yaşanıyor. Katil İsrail, Amerika, batılı devletler, Firavun Netanyahu marifetiyle, Müslümanların başına  bombalar yağdırıyor. Binlerce insan bu bombaların altında can  veriyor. Gökler ölüm yağdırıyor, arz sarsılıyor. Gazze'de ölüm var; Gazze, ölüme meydan okuyor. Onlar, ölüme meydan okuyor.

Gazze, ölümün, ölümden korktuğu bir yer.

Filistin’de İslam'ın fedaileri, katil İsrail’den ve Amerika’dan korkmuyor, kaçmıyor; yerin altından ve yerin üstünden insanüstü bir direniş gösteriyor. İnandıkları için, toprakları için, Mescid-i Aksa için emperyalistlere siyonist katillere baş başkaldırıyor. Tanklara, bombalara karşı durarak direnişin destanını yazıyor ve şehid çocukların kanında islami bilincin çiçeklerini yeşertiyor.

Bir taraftan bunlar olurken, diğer taraftan bölücü terör örgütü PKK canileri, Kuzey Irakta 12 askerimizi şehit ederek yüreklerimizi yangın yerine çeviriyor. Birleşik bir el,  küresel bir oyun oynuyor. Amerika, İsrail, PKK el ele vererek bir taraftan Gazze'yi haritadan silmeye bir taraftan da ülkemizi parçalamaya çalışıyor.

Yavrum, "Terör, sürdürülebilir bir yöntem değil. Özde sakat bir ekonomik sistemi idame ettirmenin yolu şiddet değil. " Gerçek" inkar edilemiyor. İster "Demokrasi" libası giysinler, ister  "Hak"; kamusal vicdanla barışık olmayan sistemler dağılmaktan kurtulamıyor "

Kendi sistemlerini kuramamış Müslüman devletler ve Müslümanlar ne yapıyor? Ne yazık ki, Müslümanlar, dünyanın egemen sistemleri tarafından karantina altına alınmış bulunuyor.  Müslümanların varoluşuna yönelik tehditler gereği gibi dile getirilmiyor. Müslümanlar, varoluşlarına yönelik tehditleri değil, tarihi hatıralarını nasıl yaşayabileceklerini konuşuyorlar.

Tarih boyunca hakikat peşinde koştuğu söylenen insan, meğer kendi hakikatinden kaçarmış: kendi gerçeği ile yüz yüze kalmaktan korkar, isyan edermiş. Dokuz köyden kovulan insanın hikayesi de bu yüzdenmiş.

İnsanlık korku tünelinde. İnsanlık iki türlü korkunun  pençesine düşmüş. Hayat korkusu ve ölüm korkusu.

Varoluşunu,  bir manasızlık ve dünyaya terkedilmişlik içinde görüyor

Yavrum insanoğlu merhamet duygusunu kaybetti. Merhamet buz tutmuş, ruhlar pörs0müş, inançlar gösteri aracı, samimiyetler menfaate endeksli. Sahicilik yok artık.

Dünyamız bir şov arenasına dönüşmüş. Kendi hayatlarımızı değil, başkalarına öykündüğümüz hayatları yaşıyoruz. Her birimiz  bu şov dünyasının figüranlarıyız.

İnsan bir arayışın hikayesidir yavrum.

Ah! Neyi aradığını bir bilebilse.

Kimi insan, serveti, şöhreti, ikbali,  refahı; kimi insan ise, felahı, huzuru, hakikati, kaybedilen cenneti arıyor.

Felaketler birbirini kovalıyor; depremler, yangınlar, kuraklık, iklim değişikliği...

Dünyanın ikindi zamanını yaşıyoruz yavrum; gün akşam olmak üzere. Güneş zeval noktasında, ha battı, ha batacak. Akşama az kaldı. Her insanın güneşi kendi içindedir. İçindeki hakikat güneşini söndürenler, karanlıkta nur arar.

Biz kaybedilmiş  davaların, yitirilmiş coğrafyaların insanlarıyız. Onun için hep gurbeti yaşıyoruz ve hep göç halindeyiz. Bilinçaltımız, yitirdiklerimizin ve kaybettiklerimizin; bilincimiz ise yeni gurbetlerin peşinde.

Kimimiz; mutmain olmuş bir kalbi, diğergamlığı, kaybedilen merhameti, yardımlaşmayı, dayanışmayı, kadirşinaslığı, vefayı arıyor.  Kimimiz ise, yad ellerde, yadlık peşinde.

Aramak ve bulamamak, deli eder insanı.

Neyi arayacağını bilerek yola çıkmalısın yavrum.  Neyi aradığını bilememek, neyi bulacağını da bilememektir. Bulup,   bulmamak bir talih işidir.

Sen ararken, birileri neyi aradığını, neyi bulmak istediğini sorar ve seni sıkıştırır. Sen neyi aradığını bilirsin: ancak  isimlendirmek istemezsin. Bilmezler ki, bir şey isimlendirilirken kaybedilmiş demektir.

Yavrum, "Yaban"'a rücu etmeye razı değilsek, "bu dünya"ya dair gerçekleri  organ nakleder gibi rikkat ve özenle birbirimize nakletmek, masumiyetimizin ölümcül dezavantaja dönüşmesini önlemek zorundayız. İşleyebileceğimiz en büyük günah, birbirimize kayıtsız kalmamızdır. "

Hasılı biriktirip biriktirip de mezara götürmek iş değil yavrum. Oyuna yeni katılanlara  tecrübe noksanını iyileştirmek gerekiyor.

Yavrum, sürüye katılmak, kendin olmaktan uzaklaşmaktır. Sen kendin ol. Emin ol, metin ol, diğerkâm ol, adil ol,  fazıl ol, merhametli ol, zalimin karşısında, mazlumun yanında ol. Dışarıda  arayacağın hazine kendi içindedir.

Hayat bir imtihandır yavrum. Dosdoğru olacaksın; hiçbir engel seni dürüstlükten ayıramayacak. Başkalarının yaptığı seni aldatmasın; sen ölçüyü kendinden alacaksın. Bu yüzden kıyasa sapmayacaksın. Kıyas şeytanın mantığıdır.

Zorluklara dayanacaksın. Seni daraltıp eğriye zorlayacaklar, sabredip sapmayacaksın.

Sabrın boyun eğmek değil başkaldırmaktır, unutma: kötüye, yalana, yanlışa başkaldırman, teslim olmaman; yani yenilmezlik gücündür.

Allah'a yaslanacaksın, zaaftan ve vesveseden kurtulacaksın, iraden keskinleşecek, çekilmiş kılıç gibi olacaksın.  Kaldıramayacağın yük kalmayacak.

Unutma yavrum, her zorluğun ardından bir kolaylık gelecek.

Hayatın kölesi değil, efendisi olacaksın. Efendi olmak özgür olmaktır. Özgür olmak Allah tan başkasına tapınmamak, gizli açık putlarla savaşmaktır. Hayat baştan ayağı puttur, seni kuşatmıştır, savaşacaksın.

 

Zinnur ŞİMŞEK

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri