KİMLİK

KİMLİK
Bir kişinin inancı, düşüncesi, anlayışı, kavrayışı ve hayata bakış açısı onun kimliğini oluşturur. Kimlik oluşum sürecinde neslin, genlerin, ailenin, coğrafyanın etkisi olduğu gibi kişinin eğitim aldığı toplumun, hocasının, okuduğu kitaplar ve öğrendiği ilimlerin etkisi de çoktur.
Kimliğimizin inşasında bizim irademizde olan ile olmayanı ayırt etmemiz, isabetli olacaktır. Mesela doğduğumuz coğrafya ve aileyi biz tercih etmiyoruz. Bu kısım ile ilgili sıkıntıya girmemiz ve bu durumu çözmeye çalışmamız beyhudedir ve yanlıştır.
O zaman bizim bir ömür boyu çaba göstereceğimiz husus nedir? Kimliğimizin oluşumunda inanç ve düşünce önce gelir. Bunlar, bizim yolumuzu belirleyen iki kavramdır. Müslüman bir coğrafya ve ailede hayata başlamak, büyük bir lütuftur. Fakat Allah’ın rızasını kazanıp cennetin garanti görüleceği bir husus değildir.
Akıl baliğ olana kadar sorumluluk anne babanındır. Lakin sonrasında sorumluluk kişinin kendisine aittir. Nice fıtrata dönüp sonradan Müslüman olan kişiler, Müslüman bir ailede dünyaya gelen kişileri iman ve amel bakımından geride bırakabilir. Nitekim bu duruma Hz. Ömer (r.a.) gibi sahabiler, önemli örneklerdir. Bu hususla ilgili Hz. Muhammed Aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “İnsanlar, altın ve gümüş madenleri gibidir. İslâm öncesi dönemde hayırlı olanlar, İslâm döneminde de İslâm’ı kavramak kaydıyla hayırlıdırlar. Ruhlar, askerî birlikler gibidir. Birbirleriyle tanışan ruhlar, birbirleriyle kaynaşırlar, tanışmayanlar da ayrılığa düşerler.”(Buhârî, Enbiya 2 Müslim, Birr 159, 160)
Anne babanın sorumluluğu ve hesabı ayrıdır, çocuklarının ayrı. Eğer bizim yetiştirilmemizde inanç açısından veya davranış açısından yapılan hatalar varsa bunun hesabı ayrı olacaktır. Bize aktarılan sağlıklı ve olumlu olan şeylere şükredip kıymetini bilmeliyiz. Bizim sorumluğumuz, sağlam bir imana sahip olup, nefsimizi, davranışlarımızı terbiye ederek salih amelleri artırmaktır ve bize aktarılan sağlıksız ve olumsuz şeylerin farkına varıp, onları terbiye ederek ileriye daha düzgün bir nesil bırakmak için çabalamaktır.
Rabbimizin ilk 10 gününe yemin ettiği ve içinde Kurban Bayramı’nın da bulunduğu mübarek Zilhicce Ayı’na kavuştuk hamdolsun. (Fecr, 2) Çok kıymetli bir zaman dilimindeyiz. Müslüman kimliğine sahip olanların yaşamaktan onur duyduğu ve yaklaştığı zaman heyecanlandığı zaman dilimlerini idrak ediyoruz. elhamdülillah.
Hz. Peygamber Aleyhisselam, (Veda Haccı’nda) devesinin üstüne oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu. Sonra insanlara şöyle hitap etti: “(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (Arefe) gününüz nasıl mukaddes ise, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve namusunuz) da aynı şekilde mukaddestir.” (Buhârî, İlim,9)
Yine Efendimiz Aleyhisselam, bu günlerde yapılacak ibadetin önemi ilgili şöyle buyurdu:
“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace, Sıyam, 39)
Rabbim bu günleri hakkıyla idrak eden, Kurban Bayramına kavuşup, Allah için kurban eden, ve akraba ziyaretleri ile sıla-ı rahim görevini yerine getiren kullarından eylesin. Amin.
