Amerikan Rüyası

Amerikan rüyası görenlerin veya hayal edenlerin, Amerikan kabusunu yaşayanlardan bihaber oldukları yada görmezden geldikleri bir dünyayı yaşıyoruz. “Amerikan rüyası” kavramı, bizdeki “taşı toprağı altın olan İstanbul” anlayışının biraz daha özgürlük, eşitlik gibi süslerle yemlenmiş hali olarak görülebilir. Birilerinin gördüğü yada görmek istediği bu rüya için bazılarının en karanlığından Amerikan kabusunu yaşaması gerekmektedir. Bu kabusu ilk görenler 1492 yılında Amerika kıtasının Kristof Kolomb tarafından keşfedilmesi ile Amerika kıtasında yaşayan yerli halklar oldu. Kabus demenin belki de çok hafif kalacağı bir dehşeti yaşayan yerli halklar, dönemin Avrupa ülkelerinin açgözlülüğünden, koyu cehalet kokan dindarlık anlayışlarından kaynaklanan barbarlıklarıyla ve kıyıcılığı ile tanıştılar. Avrupalı işgalciler aslında yerli halkın aztek, maya medeniyetleri gibi kendilerinden katbekat üstün bir medeniyete ve kültüre sahip olduklarını anlayacak durumda değillerdi. Aksine tanıştıkları bu yeni ırkları insan olarak bile görmeme eğilimindeydiler. Tarihte belki de eşine hiç rastlanmayacak boyutta ve vahşette büyük bir yağma, talan, soygun ve kan dökücülüğe giriştiler.
Suat Parlar’ın “Barbarlığın En Yüksek Aşaması ABD” kitabında verdiği bilgiler şu şekilde: “Kilise ile birlikte yürütülen sömürgeci talan, katliam ve akıl almaz gaddarlıklar zinciri, et, kan, ve altın sarhoşluğu ile besleniyordu. Fransa’nın 12 milyon İspanya ve İtalya’nın 9 milyon, İngiltere’nin 4 milyon olduğu bir dönemde 1500 yılında Meksika’nın 25 milyon olan yerlilerinin sayısını 1650 de 1 milyona, kıtanın tamamının 80 milyonluk nüfusunu yine aynı sürede 10 milyona indiren bir “uygarlık” söz konusuydu. Batı uygarlığı, dini misyon desteğinde, Amerika’nın yerli halklarının kişiliğinde 150 yılda insanlığın beşte birini yok etme başarını gösterdi.” Kıtanın maddi manevi tüm zenginliklerini de talan eden Avrupalıların buradaki en büyük ticari hamlesi ise köle ticareti oldu. Gemilerini binlerce yerli tutsak ile dolduran tüccarlar avrupanın kent meydanlarında köleleri satışa çıkardı. Uzun yolculuklara, açlığa ve işkenceye dayanamayıp hastalananlar ve aşırı derecede zayıf düşenler ise limanlarda ölüme terk ediliyordu. Avrupa, köle ticareti ile Afrikalı ve Amerika yerlisi insanların kanı ve gözyaşı üzerinden büyük bir refah elde etti. Köleler, önce tarımda sonra sanayi alanında hem işgücü hemde finansal kaynak olarak Avrupa’nın gelişmesine katkı sağladılar.
Avrupa’nın tüm ipsiz sapsız haydut takımı sayılabilecek yoksul kesimi Amerika kıtasına yerleşerek koloniler oluşturdu. Amerika kıtasının başlıca sömürgecileri İspanya, Portekiz, ve İngiltere idi. İspanyol sömürgelerinden Meksika, Arjantin, Şili, Peru, Kolombiya, Venezüella, Uruguay, Ekvador, Bolivya, Panama, Gua¬temala, Nikaragua, Honduras, Kosta Rika, Salvador, Küba ve Dominik devletleri, Portekiz'in sömürgeleştirdiği topraklardan ise Brezilya devleti doğmuştur. Kuzey Amerika’da bu ipsiz sapsız haydut takımı Avrupa’daki tüm aristokrasi ve monarşinin getirdiği kısıtlamalardan uzak silahını en hızlı çekenin hayatta kaldığı ve haklı olduğu kendi ilkel kanunlarına göre işleyen bir düzen kurdular. Kızılderili ve diğer yerlilerin katliamı durmaksızın devam etti. Bu kolonilerden 13 tanesi kuzey Amerika’da İngiliz kolonisiydi. “İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştır. Bu kolonilerin yönetim şekli ise İngilizlere göre düzenlenirdi. Siyasi olarak İngiltere’ye bağımlı olmalarına rağmen coğrafi yönden ise bağımsızlardı. Her kolonide İngiliz kralını temsil eden bir vali Senato ve Temsilciler Meclisi bulunurdu. 1774 yılında On Üç Koloni'nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776 yılında bağımsızlık ilanıyla sürmüş, Fransa’nın da desteklemesiyle 1782 yılında son bulmuştur. Bu tarihte İngiltere Amerika’nın bağımsızlığını kabul etmiştir., Kuzey Amerika'da sömürgecilik 1776 tarihine kadar devam etti ve bu tarihten itibaren bağımsızlığın elde edilmesiyle son bulduysa da Kanada'da sömürgecilik devam etti.”
ABD kurulduktan sonrada Kızılderili soykırımı sistematik bir şekilde devam etti. Milyonlarca Kızılderili öldürüldü. Milyonlarcası sürüldü veya salgın hastalıklardan telef oldu. Salgın hastalıkları beyaz adamlardan kapmışlardı ve bu hastalıklara bağışıklıkları yoktu. Kızılderili katliamı ABD tarihindeki son katliam ve soykırım değildi elbette. I. ve II. Dünya Savaşında oynadığı rolle, askeri ve siyasi bakımdan küresel güç haline gelen ABD, dolaylı veya direkt olarak birçok katliamın baş aktörü oldu. ABD tarihi, kurulduğu günden bugüne kadar kanlı savaşlarla, katliamlarla, başka ülkelerde çıkardıkları iç savaşlarla, darbelerle, dünya üzerindeki hegemonyasını büyüttü. Özgürlük, insan hakları, demokrasi, Amerikan rüyası gibi süslü ambalajlar hep ABD emperyalizminin diğer halklara yaşatacakları acılar için birer Truva atlarıydı.
ABD’nin dünya üzerindeki sömürgeci ve yıkıcı faaliyetlerini bu yazıya sığdırmak elbette mümkün olmayacaktır. Ancak kısa ve özet bir liste yapmak gerekirse şunlar sayılabilir:
2011-2018 Suriye arap baharı
ABD desteğinde İsrail’in Filistin zulmü ve katliamlar
Burada sayılanların detayını yazmaya bu yazı yetmeyecek ama her birini ayrı ayrı araştırdığınızda her birinin sonucunda binler, onbinler, yüzbinler, hatta milyonlarca insanın öldüğünü ve bunların ekseriyetinin sivil katliamı olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca direkt olarak müdahil olduğu savaş ve katliamların yanı sıra çoğunun dolaylı olarak arka planda planlayıcısı, kışkırtıcısı olduğunu açıkça anlıyorsunuz. Gerek açıktan diplomatik yollarla gerek CIA marifetiyle, bazende yerli işbirlikçiler kullanılarak ülkelerde iç savaş, kargaşa, darbe, sivil katliamı organize etmek en çok başvurdukları yöntem olarak görülüyor.
ABD’nin kendi gördüğü ve dünyaya pazarladığı Amerikan rüyasının nasıl bir illüzyon olduğunu ve kendi gördükleri rüyanın masum halklara nasıl bir kabus yaşattığı ortadadır.

.png)