Öğr. Gör. Osman Utkan

Sinir Harbi

Sinir Harbi

Son zamanlarda ilgimi çeken, Alman istatistik platformu Statista tarafından yapılan, “Dünyanın en sinirli ülkeleri listesi” haberi öfke ve sinir üzerine düşünmemizi beraberinde getirmiştir. Habere göre ABD merkezli analitik ve danışmanlık şirketi Gallup'un 2019 yılında Küresel Duygular Raporu'ndan yola çıkarak yapılan ankette, öfke düzeyinin özellikle Ortadoğu'da en yüksek düzeyde olduğu görülmektedir. Yapılan çalışmaya göre en sinirli 10 ülke sırasıyla Ermenistan, Irak İran, Filistin, Fas, Türkiye, Nijer, Çat ve Pakistan seklinde sıralanmıştır.

Yapılan çalışmada dikkat çeken en önemli hususların başında öfke patlaması yaşayan ülkelerin %90’nın İslam ülkeleri olmasıdır. Sinir katsayıları yüksek olan bu ülkelerde çoğunlukla yokluk, çatışma ve savaşların olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkemizde ve yanı başımızda yani Ortadoğu’da öfke ateşinin yüksek derecede yandığını da görmekteyiz.

Ülke olarak çok agresif bir hale geldiğimizin farkında mıyız? Günlük ilişkilerimizde çatışmalar her giden gün artmaktadır. Aile içinde yaşanan öfke ve beraberinde yaşanan şiddet ile iç içeyiz. Trafikte insanların pimi çekilmiş bir bomba gibi olduklarını görüyoruz. Camilerimizde dahi öfkeli insanların, çocuklara yönelik yüksek perdeden seslerini duyabilmekteyiz. Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış. Toplum barut fıçısı gibi her an patlamaya hazır beklemektedir.

Halbuki Müslümanlar en sakin insanlar olmalıdır. Ancak geldiğimiz durum bunun tam tersidir, ne yazık ki! “Müminlerin bollukta ve darlıkta infak ettiklerini, öfkelerini yuttuklarını ve affedici olduklarını” (Ali İmran 134) bize yüce kitabımız bildirmektedir. Her ne şart ve koşul olursa olsun bizler sakin olmak zorundayız. Bu ayet ışığında düşünülecek olursa, öfkeli oluşumuza dair mazeretler kabul edilmemektedir. Yokluk çekebiliriz, sıkıntıya da düşebiliriz ya da başka bela ve musibetler de bizi bulabilir. Her şeye rağmen sabırlı davranmak düşer inanan kimselere. Eğer ki hiddetlenmek gerekiyorsa da bu öfkenin Müslüman kardeşimize yönelik değil, kafirlere karşı olması gerektiği (Fetih 29)  de kitabımızda vurgulanmıştır.

Allah Resulü yiğitliğin güreşte galip gelmek olmadığını; öfkelendiğinde öfkesini yenmek olduğunu (Buhari) vurgulamıştır. Yiğit diye ortalıkta gezinen, eşine ve çoluk çocuğuna şiddet uygulayan, olur olmaz her şeye öfkelenenlerin aslında yiğit olmadıkları bilakis külhanbeyi oldukları hatırlatılmalıdır. Gerçek yiğitlerin merhamet ve hilm sahibi kişiler oldukları bilinmelidir.

Atalarımız da konuya dair güzel sözler bırakmıştır, bizler için. Bu anlamda atasözlerinde öfkeyle kalkanların zararla oturacağı, keskin sirkenin küpüne zarar vereceği ve öfke geçtiğinde yüzün kızaracağı söylenmiştir. Yine yeri zamanı geldiğinde öfkenin gerekli olduğu durumların varlığından da bahsedilmiştir. Örneğin “yavaş tükürüğün sakala zararı vardır” denilmiştir. “Yumuşak atın çiftesi sert olur” diyerek de “iyi huylu, yumuşak başlı insanların canını sıkmaya gelmez” mesajını vermişlerdir.

İletişim açısından değerlendirmek gerekirse öfkenin kişilerarası iletişimde istenmeyen sonuçlara yol açtığını belirtmekte fayda olacaktır. Çünkü öfke anında kurulan iletişimin taraflara faydadan çok zarar verdiği aşikârdır. Öfke anında akıl baştan gitmekte, göz kararmaktadır. Öfkeyle söylenen sözler kalpleri kırmaktadır. Daha da kötüsü öfkeyle beraber gelen şiddet davranışıdır. Bir anlık öfke ile işlenen suçlar ve sonucunda cezaevlerinde çekilen cezalar vardır.

Psikologlar bu nedenle öfke anında yapılması gereken bazı kuralları sıralamışlardır. Öfke patlaması yaşandığı sırada psikologların vurguladıkları birinci kural, 10 saniye beklemektir. Bu süre zarfında söyleyeceğimiz sözün ya da yapacağımız davranışların sonuçlarını düşünmek gerekiyor. Üstün Dökmen Hoca bizim toplumumuzda geleneksel olarak bu durumun gerçekleştiğini vurgular. “La havle” çekmek kaydıyla aslında bizler bahsedilen 10 saniyeyi beklemekteyiz.

İkinci kural öfke sırasında mekânı terk etmek ya da başka bir yere gitmektir. İletişim çatışmasının yaşandığı sırada yer değiştirmek en etkili yöntemlerden birisidir. Kişinin bir müddet tartışmadan uzaklaşması kendi başına kalması sakinleştirici etki yapacaktır. Hatta dışarıya çıkıp yürüyüş yapması ve temiz hava alması kişiyi öfkesinden arındırmaya yardımcı olacaktır.

Üçüncü önemli kural ise el yüz yıkamaktır. Öfke sırasında vücut ısısı yükselmektedir. Deyim yerindeyse kişiyi hararet basmaktadır. Bu harareti gidermeye yönelik atılan adımlardan sayılabilir. Allah Resulü de sinirlenildiği zaman abdest almayı tavsiye etmektedir. Çünkü öfke ateştir ve ateşi su söndürür. Hatta mümkünse ılık bir duş almak daha etkili sonuç alıcı bir yoldur.

Öfke nöbetleri sırasında yapılacaklar listesi uzatılabilir. Ancak temel bazı ilkeler ile yetinmeyi tercih ediyorum. Konu ile ilgili onlarca kaynağı inceleme fırsatı yakaladım. Bu okumaların sonucunda en etkili öğüdü Mevlana’dan aldığımı söyleyebilirim. Onun güzel sözü bütün okuduklarımdan etkili olmuştur benim için. Şöyle diyordu hazret: “Öfkede ölü gibi ol”. Bu nasihatin dediği gibi olabilseydik sinir harplerinden galibiyetle çıkardık.

Yazılanların üstüne sevgili peygamberimizin öfke ile ilgili buyurduklarına bakalım. Alemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz; şeytandan Allah’a sığınmak, abdest almak, toprağa dokunmak (negatif enerjiyi atmak için galiba) ve dua etmek gibi belli başlı kuralları bize rehberlik etsin diye ifade etmiştir.

Son olarak öfke ile ilgili bir anekdot paylaşarak konuyu tamamlayalım. Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hasan’ın yanında misafirleri varken, onlara servis yapan kölesi elindeki tabağı düşürerek Hz. Hasan’ın elbisesini kirletiyor. Efendisinin sinirlendiğini fark eden kölesi yukarda geçen Ali imran 134. Ayetinden “Onlar ki, öfkelerini yutarlar” kısmını okumuştur. Hz. Hasan bunun üzerine “yuttum” demiştir. Kölesi Ayetin diğer kısmı olan “Ve onlar insanları affeder” kısmını da okuyunca, Hz. Hasan kölesine “seni affettim” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine köle ayeti tamamlayarak “Allah ihsanda bulunanları sever” demiştir. Hz. Hasan da kölesini azat ederek mukabelede bulunmuştur.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri