MERYEM’İN GÜNLÜĞÜ (1)

MERYEM’İN GÜNLÜĞÜ (1)
Ben Meryem! 21 yaşındayım. Bahtım gibi kara ve soğuk olan bir ayda, Aralık ayında doğmuşum. Yani karakışın ortasında gözümü açmışım dünyaya. Sonrasında hayatımda ise bir türlü soğuk, ayaz, kar ve tipi bitmek bilmedi. Çoğu zaman içim üşüdü. Kalbim titredi. İçimde fırtınalar koptu. Gel gör ki kimseye diyemedim.
Hani derler ya “ağzı var dili yok diye”. Benim durumum tam da böyle bir şey. Benim ağzım da var dilim de var ancak şu ömrü hayatımda tek kelime tek cümle kuramadım. Kendimi tanıtamadım mesela. Adımı soyadımı diyemedim hiç. Sesli sesli konuşup kimseyi rahatsız da edemedim. Eşle dostla kafa kafaya verip bir günden bir güne sohbet edemedim. Yanımda konuştular hepsini anladım. Bana seslendiler duydum. Bir kere olsun, dönüp onlara, tek bir cevap veremedim. Kızsam konuşmadım. Sevinsem söylemedim. Ağzımdan kötü bir tek kelime çıkmadığı gibi; tek bir sevgi sözcüğü de çıkmadı. Dedim ya ağzım var, dilim var ama ben bu hayatta tek kelam edemedim.
Çevremden gördüğüm kadarıyla insanlar genelde iki yaşından sonra konuşmaya başlıyorlar. Bebekler bir dönem geliyor dilleri açılıyor ve bir anda konuşuyorlar. Dersiniz ki bu çocuk büyümüş de küçülmüş. Onların ağızları epeyce kalabalık oluyor. İlk anda anlaşılmasa da birkaç aya büyükler gibi sözler söylemeye başlıyorlar. Onlar duyduklarını, gördüklerini ve anladıklarını çevredeki insanlara, dilleri döndükçe, aktarıyor. Ben de o dönemlerimi hayal meyal hatırlıyorum. Ama ben diğer çocuklar gibi konuşamadım asla. Anlıyordum her şeyi. Ama bunları dile dökmeye gelince orada çaresiz kalıyordum.
Çevremdeki çocukların merakını görüyorum. Gördükleri dokundukları eşyaların isimlerini soruyorlar. Bazen aynı şeyin ne olduğunu onlarca defa soruyorlar. Büyükleri bezdirircesine devam eden bu sorular, bazen aylarca sürüyor. “Bu ne? Bu ne? Bu ne?” diye ardı arkası kesilmeyen, dünyayı tanımaya dair sorular devam edip durur. Düşünüyorum da, ben ne anneme ne de babama “Bu ne?” diye sormadım. Dünyayı ve çevremdeki eşyaları sonradan kendim öğrendim. Eşyaları ve onların isimlerini biliyorum şimdi. Bu isimleri saymamı isteseler, sayamam ki.
Çocuklar annelerinden babalarından sürekli bir şeyler isterler. Genelde bunlar şeker, çikolata, oyuncak gibi şeyler oluyor. Ebeveynler bu istekler karşısında bazen kızıyor. Bazen bu talepleri yerine getiriyor bazen de reddediyorlar. Çocuk bunlar işte. Gördüğünü, sevdiğini almak istiyor. Reddedildiklerinde ise ağlıyorlar. Ben de çocukken almayı istediğim ya da alınmasını istediğim çok şey oldu. Fakat her zaman, bana verilenlerle yetinmek zorunda kaldım. Ben de istediklerim olmadığında avaz avaz ağlamak, olabildiğince bağırmak, çağırmak isterdim. Ama yapamadım. Her seferinde hevesim kursağımda kaldı.
Dedim ya! Ben Meryem! 21 yaşındayım. Engelliyim ve konuşamıyorum. Şu genç yaşımda şunu öğrendim: insan konuştuğu her kelime için Allah’a sonsuz şükretmeli. Dili dönüyorken kıymetini bilmeli ve ona göre davranmalı.
Konuşmayı o kadar çok isterdim ki! Ama anlatamam.
