Murat Çakır

Gündem ve Biz...

GÜNDEM VE BİZ..

Malum pandemi dönemi bizimkisi kronik rahatsızlığından dolayı dışarı çıkamıyor, evde can sıkıntısı oturuyordu. Üstüne üstlük birde ahretliği covid-19 illetine yakalanmış, endişe içinde durumunu merak ediyordu. Ara ara uzun uzun onunla telefonla konuşuyordu. Yine merakından telefon açtı. Çok şükür ahretliğinin durumu iyiydi. Telefonla konuşurken birden ‘’Toplumsal hayatta en isabetli kararlar nasıl alınır? Üstün vasıflı akıl sahibi tek bir insan mı, üstün akıllılardan müteşekkil küçük bir grup mu yoksa kendi yollarında giden pek çok sayıda insanın tekil kararlarının toplamı mı daha iyi sonuç verir? Konularını konuşmaya başladılar. Bu telefonla konuşulacak bir mevzu olmadığına karar verip sağlıklı günlerde yüz yüze konuşmak üzere dua eder dua bekleriz temennisi ile bitirdiler konuşmayı.

Bizimkisi telefonu kapattıktan sonra aklına "ümmet kardeşliği" geldi. Aslında bizimkisini bu duruma iten son zamanlarda yaşanan, adını bilmem şu tarikatın şu şeyhi diyerek parlatıp daha sonra İslam’ı kötü göstermek adına yaptıkları oyunları sahnelemekti. Biz bu oyunları defalarca görmüştük. Şunu anlamak gerekir ‘’mükemmel olan İslam’dır, kusursuz olan İslam’dır. Kusurlu olan insandır.’’ Adamın biri çıkıp hepimizin gurur kaynağı olan İmam Hatip okullarına laf söyler olmuş. Bizimkisi masasının başına geçerken Üstat Necip Fazıl ’ın bir sözü aklına gelivermiş;

‘’Deden bile söndüremedi İslam’ın nurunu

Sen mi söndürecen Ebu Cehil ’in torunu?’’..

Ve masadaki ajandasını alıp her zamanki gibi kurşun kalemle geniş mekânlar arayan dar yürekli insanlara inat, dar mekânları yürekleriyle genişletenler arasındaki farkı göstermek adına bir kaç kelam yazdı oracıkta.

Aslında daha önce de var olan ve söylenmediği halde varlığını hissettiren söylemler vardı; ''Evrensel değerler, çerçeve değerler, ortak değerler'' diye... Lakin bu söylemleri dilimize pelesenk ettiğimizden beri ne değerler kaldı, ne evrenselliği ne de ortaklığımız. Galiba asırlardır yaşananı yeniden keşfetmişlik duygusunun bize verdiği kibir gözlerimizi kör etti. Ve bu körlük insanlığımıza düşen kor gibi eritiyor iyiliğimize ve kardeşliğimize dair ne varsa. Merhum Akif'in dediği gibi

''Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.''

Garip bir zamandayız aslında:

''Ümmet kardeşliği'' deyip kendi gibi inanmayanı nefretle tekfir edenleri, cennete sokmayanları, katlini vacip bulanları görüyoruz. Böylelerin Kardeşliği batsın...

''Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.'' deyip kendi gibi düşünmeyen bir Türk'ü dişleriyle parçalayacak nefrete sahip insanları görüyoruz. Sizin de dostluğunuz batsın...

Hürriyete sınırsızca aşık Esma'ların Rabia meydanındaki özgürlük nidalarını, ölüm feryatlarına döndüren, zulüm ve vahşeti yaşatan, Yusuf'ların ve Zeynep'lerin zindandan kurtulmayı beklediği

MISIR varken...

Zulüm kalesinin burçlarından atılan vahşet okları çocukların bağrına saplandığı, mazlumların kulakları sağır eden çığlıkları, iktidarını korumak adına kendi halkını hiç düşünmeden katleden, çocukların yetim, kadınların dul kaldığı ama çocuklarını kaybeden babalara ne isim konulacağı bilinmeyen

SURİYE varken...

Sırf Rabbinin emrini yerine getirmek için tesettürünü açmayan Hedil El-Heşlemun bacımız daha zihinlerimizde dururken. Vatanlarını haksız yere ele geçirmeye çalışan Siyonizme karşı dimdik ayakta durmaya çalışan sabrın ve direnişin sembolü olan, her gün bir şehit haberine yenisi eklenen

FİLİSTİN varken...

Sadece "Müslümanlar daha çok birlik olmak yerine niye daha ufak parçalara bölünüyoruz" dedikleri ve Cemaati İslam Örgütünü kurdukları için ve de "Bize kulluk et dediler, bende asın dedim" diyen Abdülkadir Molla'nın vatanı

BANGLEDEŞ varken...

Kâlu belada söz verdiklerini, Müslüman olduklarını haykıran ve bundan dolayı öldürülen, işkenceler gören

DOĞU TÜRKİSTAN varken...

Otlara bile zarar vermediği anlatılan hümanist Budistlerin; hayal dahi edemeyeceğimiz yöntemlerle katledilen Müslümanların, kadınların, çocukların boy boy fotoğrafları sosyal medya da yayınlanan ARAKAN varken...

Ülkemde şehitler varken...

BAYIRBUCAK varken...

PATANİ varken...

NİJERYA, YEMEN varken...

‘’Müslüman kendi gündemini belirleyebilmelidir. Önüne getirilen gündem, gerçek meselelerini unutturmamalıdır." diyordu başka bir zat. Evet, Mısır, Filistin, Suriye, Arakan ve nice mazlum coğrafya bizim gündemimiz olmalı. Gündemimiz olması için katliamı beklememeliyiz. Canımızı yakarak onların bizi konuşturmasını beklemek yerine, hep aklımızda diyerek huzurlarını kaçırmalı biz onları konuşturmalıyız...

Yoksa başkalarının gündemini konuşarak; Filistin 'in yaşam koşullarını değiştirebilir miyiz? Suriye ’de akan gözyaşlarını dindirir, yıkılan evleri, parçalanan yaşamları ve umutları yerine getirebilir miyiz? Arakan  ’daki katliam son bulur mu?

Yoksa? ..........

Şimdi de bunları düşünmeye başladı, “hadi bu gecede uyu uyuyabilirsen.” dedi ve kapattı ajandasını. Kapatırken bir ayet düştü aklına;

 “Bütün bunlarla birlikte, (unutmayın ki) hakkı inkâra şartlanmış olanlar birbirleriyle müttefiktirler; siz de (birbirinizle) öyle olmadıkça yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.”

( ENFAL SURESİ, 73. AYET )

Selam ve Dua ile

Murat ÇAKIR

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri