Mustafa Dündar

-YENİ- Emanet Bilinci

                                             EMANET BİLİNCİ
 “Mü'min, yer ile gök arasındaki bütün varlıkların kendisine emanet edildiği bilincinde olan tek varlıktır.” Yusuf Kaplan

            Yusuf Kaplan’ın bu sözünü duyduğumda beynimde adeta şimşekler çaktı. Birçok düşünce zihnime tabiri caizse hücum etti.

Peygamber Efendimiz “Mümin, insanların, canları ve malları hususunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12) buyurmuştur. Yani mü’min güvenilir, emin, zarar vermeyen kimsedir.

            Mü’min yer ile gök arasındaki bütün varlıkların kendisine emanet edilmiş olduğunu bilir. Bu sebepledir ki yeryüzünde bozgunculuk yapmaz bilakis yeryüzünü ihya eder. Kuşlar, ağaçlar, karıncalar, su, insanlar, şehir… Aklımıza gelebilecek canlı-cansız fark etmeksizin bütün varlıklara emanet gözüyle bakar ve emanete hıyanet etmez. Peygamber Efendimiz “Bir kişinin kalbinde aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz.” (İbn Hanbel, II, 349) buyurmuştur yani mü’min bir kimseden emanete hıyanet etmesi beklenemez!

            Ecdadımız emanet bilincine sahip kimselerdi. Bunun göstergesi olarak kuş evleri başka bir isimle kuş sarayları örnek olarak verilebilir. Osmanlı döneminde Kuşları soğuktan ve diğer canlıların saldırısından koruyabilmek için cami, çeşme gibi çeşitli yapıların duvarlarına kuş evleri yapılırdı. İnsanlar kuşlar için yaptıkları bu evleri adeta kendilerine yapıyormuş gibi son derece estetik inşa ederlerdi. Kuş evleri; kuşların kendisine emanet edildiğinin şuurunda olan ve onların canına zarar gelmemesi için çabalayan, emanete sahip çıkma yükümlülüğünü iliklerine kadar hisseden bir toplumun eseridir!

            Başka bir örnek; Seyhülislâm Ebussuud Efendi’nin “Yarın Hakk’ın dîvânına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca” sözü emanet bilincine sahip bir mü’minin verebileceği bir cevaptır. Karıncanın dahi hakkını gözeten bir zihniyet. Bu incelik, karıncanın kendisine emanet olduğunun farkında olmanın getirdiği bir inceliktir.

            Ceddimiz şehre de emanet gözüyle bakmıştır. Bu yüzden bulundukları şehirler sürekli bir gelişim içerisindedir. Şehrin yapısını bozmamış, tarihi mirasına sahip çıkmışlardır. Emanete hıyanet değil riayet etmişlerdir. Şehri ihya etmişlerdir. Peki bizler emanetimiz olan şehirlerimize, tarihi eserlerimize ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Restorasyon çalışmalarına, tarihi eserlere ve şehirlerimize bakacak olursak acı gerçekle yüzleşeceğiz!

            Osmanlı 600 yıl hüküm sürebilmesini sahip olduğu emanet bilincine borçludur. İnsanlara, şehre, tabiata kısaca her şeye emanet gözüyle baktığı için adaletli, güvenilir, yaşanılabilir şehirler inşa edebilmiştir. Kuşların dahi hakkını gözeten bir medeniyetin insanların hakkını gözetmeyeceği düşünülebilir mi?

            Ağaçlar, sokak hayvanları, tabiat, insanlar, her şey bize emanettir. Peki bizler ne kadar sahip çıkabiliyoruz emanete?

            Geçtiğimiz aylarda bir kuraklık korkusu yayıldı. Verilere göre kuraklık ve beraberinde kıtlık bekleniyordu. İnsanlar “kuraklık” sözünü duyar duymaz bir anda suyu tasarruflu kullanmaya ve çevresine de tasarruflu kullanması için öğütler vermeye başladı. Halbuki “israf etmeyin” emrine muhatap olanların suyu tasarruflu kullanması için kuraklıkla korkutulmasına gerek var mıydı? Suyun kendisine emanet olduğunun bilincinde olan bir fert şuursuzca kullanabilir mi suyu?

            Her şeyin kendisine emanet olduğunun şuurunda olan bir insan etrafına zarar veremez. Mesela insanların kendisine emanet olduğunu bilen birinden insanlığın hayrına olmayan çalışmalar yapması beklenebilir mi? “Zaman bana emanet” diyebilen bir kimsenin zamanını boşa geçirmesi düşünülebilir mi? Paranın, malın, servetin kendisine emanet olarak verildiğinin farkında olan bir fert infak ederken tereddüt eder mi? Kaldı ki İslam alimleri ve mutasavvıflar servetin emanet olduğunu ve servetin asıl sahibi olan Allah’ın rızasına uygun harcanmasının (zekat, sadaka vs.) emanete riayet etmek olacağını söylemişlerdir.

            Şöyle geçmişe doğru dönüp bakınca bugüne kadar en çok emanet bilincimizi yitirdiğimizi göreceğiz. Daha huzurlu, adaletli, muhabbetli, güvenli bir ortam için tekrar bu şuura sahip olmamız gerekiyor. “Ey iman edenler! … iman edin” ayetini anlamamız ve mü’min olmamız gerekiyor. Emanet bilincini kuşanmış mü’minler yetiştirmemiz gerekiyor! Bu sebeple okullarda okuma yazmadan önce evvela “emanet bilinci” anlatılmalı bence. Emanet bilincine sahip olan bir insan zaten gördüğü derslerin de öğrendiklerinin de hakkını verecektir. Aile içerisinde en başta çocuklara “emanet bilinci” aşılanmalıdır. Emanet bilincine sahip olan bir çocuk arkadaşlarıyla iyi geçinecek, yalan söylemeyecek, kendine ve topluma saygılı ve faydalı bir fert olacaktır!

Huzur ve güven ortamı, yaşanılabilir bir dünya, samimiyet, muhabbet, emniyet, adalet için “emanet bilinci” şart!

            Yazıya Yusuf Kaplan hocamın sözü ile başladım yine onun başka bir sözü ile yazımı sonlandırmak isterim ki hocamızın kurmuş olduğu bu cümle bütün bir yazıyı özetlemektedir!

“Her mü'min cennetten bir iz taşır. Eğer emanet bilinciyle donanıp o izin izini özenle sürebilirse zamana ve mekâna tasarrufta bulunabilir ve dünyayı cennetten iz taşıyan adalet, hakkaniyet ve rahmet dolu bir selam yurdu'na dönüştürebilir...”

            Vesselam…

1 Yorum

İBRAHİM  DÜNDAR

İBRAHİM DÜNDAR

21 Şubat 2021
Eline kalemine sağlık oğlum.Baban olarak seninle gurur duyuyorum. Allah senden razı olsun. Çok güzel bir yazı olmuş. Allah muvaffak eylesin.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri