Kayserianahaber

KAYSERİ YAZARLAR BİRLİĞİ'NDE KENAN RİFAİ HAREKETİ MASAYA YATIRILDI

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi, Eğitimci-Yazar Mehmet Hüsrevoğlu’nun katılımıyla Kenan Rifâi hareketinin 100 yıllık şaşırtıcı serüvenini ve İslam’ın temel inançlarıyla çelişen modernist yönlerini derinlemesine ele aldı.

20 Ekim 202600:2539
KAYSERİ YAZARLAR BİRLİĞİ'NDE KENAN RİFAİ HAREKETİ MASAYA YATIRILDI

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi Enderun Mektebi Programında konuşan

Mehmet Hüsrevoğlu Kenan Rifâi hareketi ile ilgili bilgiler verdi:

“MODERNİST VE YÜZ YILLIK BİR HAREKET”

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen Enderun Mektebi programları devam ediyor. Program kapsamında bu hafta “Çağdaş Tarikat Kenan Rifâi Hareketi” başlığı ile bu hareketin son 100 yıllık serüveni ve bugün geldiği nokta ele alındı. Konuyu Eğitimci-Yazar Mehmet Hüsrevoğlu ele aldı.

Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen seminere, Şube Başkanı Vedat Önal ve birçok dinleyici katıldı. Mehmet Hüsrevoğlu seminerde hareketin kuruluşunu, yaşadığı süreçleri ve günümüzde geldiği noktayı ele aldı ve bu tarikatın İslam inanç sisteminde, özellikle de Ehli Sünnet düşüncesi ile olan tezatları üzerinde durdu. Eğitimci-Yazar Mehmet Hüsrevoğlu konuşmasında şunları kaydetti:

“Hareketin kurucusu Kenan Rifâi 1867 yılında Selanik’te doğmuştur. Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Yatılı olarak Galatasaray lisesinden mezun olmuştur. Genç yaşta memuriyete başlamış, yurdun muhtelif yerlerinde çalışmış, Adana’da maarif müdürlüğü yapmış sonraki yıllarda Medine’de görev almıştır

Mübadele yıllarında ailesi Türkiye’ye göç etmiş satın aldıkları konağın bahçesine annesi Ümmü Kenan dergâhı inşa etmiştir. Annesinin ısrarı ile tasavvufi konular üzerine yoğunlaşmış bir müddet sonra yeni yapılan dergâhta tasavvuf sohbetlerine başlamıştır. Aile aristokrat yaşam düzeyine sahip olduğu için dergâha gelenler de aynı düzeyde olmuştur. Dergâh müntesipleri kısa sürede azımsanmayacak bir sayıya ulaşmışlardır.

1925 yılında Tekke ve Zaviyeleri Kapatma Kanunu çıkarılıp tüm dînî kurum ve kuruluşların faaliyetine son verildiğinde, tekkesini ilk kapatan Kenan Rifâi olmuştur. Bağlıları ile ev sohbetlerine başlayarak faaliyetine devam etmiştir. Soyadı Kanunu çıktığında “Büyük Aksoy” soy ismini almıştır.

Tek parti döneminde, dînî kurum ve kuruluşların kökü kazınıp bir kısım idarecilerinin idam, müntesiplerine ağır hapis cezaları ile irtica ile mücadele devam ederken, Mevlevilik ve Kenan Rifaî hareketine hayat hakkı tanınmıştır.

Kenan Rifâî, medrese eğitimi almamış, dinî bir tedris içinde olmamış, Galatasaray mezunu olmasına rağmen tasavvufa irşad yetkisi ile yönelmesi, şeyhinin bulunmaması ve silsile ile belirlenen meşayih zincirinde olmaması kendisine yöneltilen sorulardan birisidir.

Yeni sistemle barışık hatta Mustafa Kemal’e hayranlığını, karşı tarafta olmadığını sohbetlerinde beyan eder. Bizzat “Atatürk’ün Millî Eğitim Bakanlığı teklifini kabul etmediği” belirtilir. Şapka devriminde ilk şapka takan Kenan Rifai olmuştur.

Mevlâna felsefesi ve vahdet-i vücud ekolünün karışımı bir sevgi platformu oluşturulması gaye olarak görülmüş mutlak sevginin tezahürleri olarak ilk etapta karşı cinse karşı mesafeli bulunmak yerine, karşı cins farklılığı kaldırılmış, kadın-erkek arasında bir fark görülmemiş eski deyimle Haremlik-Selamlık uygulaması kaldırılmıştır.”

“BİRÇOK ÜNLÜ ŞAHSİYET BU HAREKETİN MÜNTESİBİDİR”

Mehmet Hüsrevoğlu seminerde, hareketin 100 yıllık süreçte müntesibi olan şahsiyetlerle ilgili de bilgi verdi. Birçok ünlü devlet adamı ve akademisyenin bu süreçte bu hareketin mensubu olduğunun altını çizdi. Hüsrevoğlu konuşmasında bunlarla ilgili şunları kaydetti:

“Kenan Rifâî bağlılarının başlıcaları; Ekrem Hakkı Ayverdi, kız kardeşi Semiha Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol, Meşhure Araz, Nazik Erik, Aziz Sofi, Nihat Sami Banarlı, Müjgan Cumbur, Ergun Göze, Yusuf Ömürlü, Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, Başbakan Mesut Yılmaz’ın annesi Güzide Yılmaz, Âgah Oktay Güner, Meşkure Sargut, Cemalnur Sargut, Prof. Dr. Mehmet Demirci gibi isimler ilk ve ikinci dönem meşhur müntesipler olarak sayılabilir.

Kenan Rifai 1950 yılında vefat etmiştir. Merkez efendi camii bitişiğinde bağlıları tarafından yaptırılan türbe benzeri bir yapıya defnedilmiştir. Kendisinden sonra hareketin şeyhi Semiha Ayverdi olmuştur. 1905 yılında İstanbul’da doğmuş, tahsilli bir aile içinde doğup büyüdüğü için aile içinde iyi bir eğitim almış Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi içinde yetişmiştir. Elliye yakın hikâye, roman, hatırat, tarihî eser bırakarak 1993 yılında vefat etmiştir.

Semiha Ayverdi, hareketi büyüterek devam ettirmiş ikinci nesil müntesip halkası özellikle Bürokrasi ve üniversite camiasında öğrenci, öğretmen halkası olarak genişlemiştir. İlahiyat ve Edebiyat fakültelerinin bir kısım idareci ve öğretim görevlileri bu ekolü benimsemişlerdir.

Semiha Ayverdi’nin vefatından sonra üçüncü kuşak şeyhi; Cemalnur Sargut olmuştur. Yeni ekip Kenan Rifai’nin tekkeler kapatıldığında artık “Tekkeler Akademiler olacaktır” sözünden yola çıkarak Üniversite- Medya yapılanmasına ağırlık vermiş, Kenan Rifai adına üç ana sempozyum düzenlemiştir. ‘Rahmet Kapısı Hz. Kenan Rifâî’ sempozyumu katılımcılarından bazı isimler şunlardır: Mevlâna torunu Esin Çelebi- Asuman Kulaksız- Emine Bağlı- Eren Bayar- Eylül Yalçınkaya- Fahrünnisa Bilecik- Melike Türkan Bağlı- Prof. Dr. Osman Nuri Küçük.

Son sempozyum; ‘Büyük Mutasavvıf Kenan Rifai’ başlığı altında şu isimlerden oluşmuştur: Cemalnur Sargut- Prof. Dr. Kenan Gürsoy- Prof. Dr. Mustafa Tahralı- Prof. Dr. Mustafa Fayda- Prof. Dr. Mehmet Demirci- Prof. Dr. Melike Türkan Bağlı ve diğer katılımcılarla birlikte Bulgaristan’ın Filibe şehrinde düzenlenmiştir. Sempozyum ekibi, üçüncü neslin öncü isimleri olarak düşünülebilir. Eski Vatikan Büyükelçisi Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Kenan Rifai’nin torunudur. Ayrıca ABD ve Çin’deki Üniversitelerde ‘Kenan Rifaî İslam araştırmaları Kürsüsü’ kurulmuş olup hareket global hale gelmiştir.

Yurt içinde kurumsallaşan hareket şu farklı yapılar altında faaliyet göstermektedir: Türk kadınları kültür derneği – Kubbealtı akademisi – Kubbealtı dergisi – Semiha Ayverdi Enstitüsü – Kerim Vakfı – Cenan eğitim kültür ve sanat vakfı.”

HAREKETİN EHL-İ SÜNNET ÇİZGİZİSİNE TERS GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİ

Mehmet Hüsrevoğlu hareketin tasavvuf düşüncesine yaslanmasına rağmen birçok konuda İslam’ın ana omurgası olan ehli sünnet çizgisine tamamen zıt ve farklı fikirlerinin olduğunu belirterek bu farklı fikirlerle ilgili şu bilgileri verdi:

“Cemalnur Sargut, annesi meşküre hanım hatırasına yaptığı konuşmada takip ettikleri yolun, Kenan Rifai tanımıyla ‘Bütün dinleri, bütün yolları, bütün mezheb ve meşrepleri birleştiren yegâne yol.’ olduğunu belirterek ‘İslam tasavvufu dinler arasında fark gözetmez.’ ölçüsünü koymaktadır. Gayrimüslim bir kesimle yaptığı sohbette ise şöyle demektedir: ‘HAÇ ile Namaz arasında benzerlik vardır. Namaz dikey ibadettir. Eğildiğinizde, secde ettiğinizde güzelleşiyorsunuz. Hz. İsâ’da da dikey ve yatay ibadetlerin birleşimi Haç’tır.’ Bu ifadeden dolayı Hristiyanlar arasında çok etkilenen olduğunu kendisi beyan etmektedir.

Kenan Rifai ve Tesettür diye bir başlık açıldığında, 1925’ten itibaren devrim yasalarına harfiyen uyan akım o günden itibaren TESETTÜR konusunda kendi yorumlarını esas almış ve baş açmanın bir mahzuru olmadığını beyan etmiştir. Semiha Ayverdi bu konuda okuyucusuna şu cevabı vermektedir: ‘Tesettür başı kapamak değil, iffet ve edeb dahilinde giyinmektir.’

Cemalnur Sargut aynı görüşü sistemleştirerek kendi şahsi internet sitesinde tesettür konusunda şöyle cevap vermektedir: ‘Derin an’ane ve gelenek yapısı, insanların tesettür anlayışı üzerinde değişiklik yapılabilir. İnsanlar kendisini nasıl rahat hissediyorsa öyle giyinmeleri ve her şeye rağmen ahlaki değerlerini kaybetmemelidir. En büyük tesettür kötü huyları örtmektir.’ Başka bir konuşmasında şu ifadeyi kullanmaktadır: ‘Kadının ahlaklı olması, tesettür anlamına gelmektedir.’ ‘Güzel ahlakı olan herkes dindardır.’ Bu ve benzeri ifadeleri Resmi internet sitesinde rahatlıkla bulmak mümkündür. Kısaca özetlersek; Kenan Rifâî hareketi; Cumhuriyetin koyduğu kurallara sıkıca bağlı kalarak yeni bir kimlik oluşturmuş, ruhen millî, şeklen ve yaşam biçimi olarak moderniteyi seçmiştir.

Kadının aşırıya kaçmadan makyaj yapması, başı açık bakımlı bir saç stiline sahip olması, aşırıya kaçmadan modern giyimi takip etmesi yadırganamaz ve yargılanamaz. Şerif Mardin bu harekete ‘Entelektüel Tasavvufçuluk’ demektedir. Elit tabakanın rûhî boşluğunu doldurma, kadınlar için sunulan rahat yaşam serbestîsi, belirli bir kesim içinde bu hareketi popüler kılmıştır. Kenan Rifâî akımının ideal beden ölçüsü olarak üç madde sayılabilir: İlki Atatürkçü ve moderniteye uyumlu olmak, ikincisi Tesettür ayetlerini cismanî değil de ruhânî olarak yorumlamak, üçüncüsü Kadın ve erkek ayırımına son vermek yani cins birliği gibi bir düşünceye sahiptirler.”

Eğitimci-Yazar Mehmet Hüsrevoğlu konuşmasının son bölümünde özellikle bu hareketin son yüzyılda çağdaşlaşma, batılılaşma ve modernizmin etkisiyle ortaya çıkan farklı düşünce akımlarından birisi olduğunu ve İslam’ın temel görüşleri ile taban taban zıt inançları empoze ettiğini belirterek dinleyicilerin konu ile ilgili sorularını cevaplandırdı. Program toplu fotoğraf çekilmesinin ardından sona erdi.

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz

WhatsApp İhbar