
28 Şubat’ı unutturmamak için ne yapmalıyız?
Zaman zaman gençlere 28 Şubat tarihi sizin için ne anlam ifade ediyor diye soruyorum. Aldığım cevaplar hepimizi huzursuz edecek cinsten.
Geçmişte yaşananları geleceğe aktarmak konusunda başarılı olduğumuz söylenemez.
Aliya İzzetbegoviç’in Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Sözü darbeler için de geçerli.
Belki millet olarak çabuk unuttuğumuz için her on yılda bir darbelere maruz kalmışız.
Darbecilerin insanımıza ve ülkemize yaptığı kötülükleri unutturmamız gerekiyor. Bunun için en etkili yolun edebiyat ve sanat olduğunu hepimiz biliyoruz.
Edebiyata girmeyen ebediyete kalmıyor. Yaşanan acılar görülen zulümler edebiyatla kalıcı hale gelir. Edebiyat acıyı yaşayanla acıyı okuyanı bütünleştirir.
Edebiyat darbecilerin elindekilerden daha güçlü bir silahtır. Bu silahı kim iyi kullanmayı başarırsa onun sözü daha etkili olur.
Kalemin görevi yazmak hesap sormaktır. 28 Şubatçıların mahkemelerde yargılanmaları zindanlara atılmaları yeterli değildir. Nitekim çoğu çeşitli bahanelerle hapisten çıkarıldı.
Onları milletin vicdanında ebediyen mahkûm etmek için edebiyata ihtiyacımız vardır.
28 Şubat’ı anlatan eserleri incelediğimizde yazılanların yazılması gerekenlerden daha az olduğunu hemen görürüz.
Konuşmalar unutulur salon programları söner gider. Kalıcı olan yazılanlardır. Bu manada Müslüman edebiyatçılara büyük sorumluluklar düşmektedir.
Yazarın çağından sorumlu olduğu sözünü söylemden eyleme geçirmek gerekir. Çiçek böcek edebiyatı bir yere kadar.
Toplumsal meselelerden uzak duran kalem sahipleri üzerine düşen ödevden kaçıyor demektir.
Geçtiğimiz yıllarda Edebiyat ve darbeler başlığıyla geniş katılımlı bir sempozyum yapmıştık. Orada yapılan konuşmalarda sağ muhafazakâr camianın karnesinin parlak olmadığı sürekli vurgulamıştı.
Fatih Andı Hoca o toplantıda edebiyatın sanatın işlevi hususunda muazzam bir konuşma yapmıştı. Tarihin dönüm noktası sayılacak olayların geleceğe taşınması hususunda verdiği şu örneği not almıştım:
‘Bugün Plevne’de Yemen’de Çanakkale’de vuku bulan savaşların ayrıntısını büyük kitlede kim, ne kadar ayrıntısıyla bilebilmektedir? Ama bir “Tuna Nehri Akmam Diyor”, bir Yemen veya Çanakkale türküsü en kalıcı ve etkili bir destan işleviyle bu büyük olayların ruhunu bugüne hâlâ taşımaktadır.
Bu milletin tarihinde iki tane Çanakkale vardır. Birisi silahla, kanla, barutla kazanılan Çanakkale Savaşı; diğeri sözle, heyecanla ve imanla yazılan Çanakkale Şehitleri’nin şiiri. İstanbul’da Süleymaniye Camii, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri ile Bursa’da Hüdavandigar Camii, Tanpınar’ın Beş Şehri ile daha bir güzeldir.’
Çanakkale Savaşı’nda verilen mücadeleyi nasıl Akif şiirin imkanlarından yararlanarak zihinlere kazıyıp o ruhu diri tutmuşsa günümüz edebiyatçıları da aynı hassasiyetle edebi görevlerini yerine getirmelidir.
Eğer davasında haklı olanlar haksızlıklar karşısında seslerini yükseltemezlerse mağdur olmalarına rağmen zalim olarak gösterilebilirler. Yakın tarihimiz maalesef bunun acı örnekleriyle dolu.
Darbecileri alkışlayan bazı edebiyatçılar kötü bir sınav vererek mazlumların aleyhine kalem oynatmışlardır. Ne demek istediğimizin anlaşılması açısından sadece bir örnek vermek isterim.
Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar 1960 darbesinden sonra tanklara selam durarak “Bu adamlara minnettarım. Demokrat Parti ejderhasından bizi kurtardılar, vatan temizlendi.” Demiştir. Şehit Başbakanımız Adnan
Menderes için “ağzı köpüklü, kin çıkını”; Celal Bayar içinse “anayasa hırsızı” diyecek kadar da ileri girmiştir.
Örnekleri çoğaltabiliriz ama gerek yok. Bizim maksadımız darbe severlerin düştüğü durumdan ziyade darbelere karşı duranların nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğini hatırlatmaktır.
Yeri gelmişken bu sorumluluğu hakkıyla yerine getiren ve genç sayılacak yaşlarda aramızdan ayrılan merhum Ahmet Kekeç’i ve Mevlâna İdris’i rahmetle ve minnetle analım. Kekeç 28 Şubat’a dair nitelikli bir eser verdi.
Mevlâna İdris de darbeci zalimlerin bin yıl sürecek diye topluma korku yayıp gerilim oluşturduğu bir zamanda şair duyarlığıyla meydan yerine çıkıp “Bin tank, dokuz yüz tank, doksan tank, yedi tank; aldırma çiçek bu da geçecek” diyerek içinden çıktığı milletine aydınlık sabahları müjdeledi.
Sonuçta bin yıl söylevini dilinden düşürmeyen generallerin değil içinden çıktığı milletinin atan nabzı çarpan yüreği olan şairin dediği gibi oldu.
Korku imparatorluğu tez zamanda yıkıldı halkın iradesinin üstünde başka bir irade olamayacağı ispatlandı.
Bugün 28 Şubat darbesinin yıldönümü. Sosyal medyada bol bol unutmadık unutturmayacağız mesajları paylaşılacak. Unutmamak ve unutturmamak için edebiyatın ve sanatın gücünü ihmal etmemiz gerektiğinin altını tekrar çizelim.
Bu vesileyle o karanlık günlerde namlusunu halka çevirmiş tanklara selam durmayan Muhsin Yazıcıoğlu’nu postmodern darbeye verdiği mücadeleyle dönemin sembol isimlerinden birisi haline gelen Hasan Celal Güzel’i ve büyük Türkiye rüyası yarım bırakılan merhum başbakanımız Necmettin Erbakan’ı rahmetle analım.
Her dönem kendi kahramanlarını doğurur. Toplumlar kahramanlarıyla yaşar. Şair ‘Milletler büyük evlatlarıyla soluk alır’ diyerek onların vazifesini bize hatırlatır. 28 Şubat’ın gaddarlarını unutmadığımız gibi bu kahramanları da asla unutturmamız gerekir.
Ayrıca medyanın neredeyse tamamının darbecilerin yanında yer aldığı bir zamanda bütün tehditlere ve baskılara rağmen hakkın ve halkın sesi olan ve bugün 30. Yılını kutlayan Kanal7’ye de milletimiz her zaman minnettardır.
İşte tarih böyledir. Zaman geçtikten olaylar durulduktan sonra zalimler lanetle kahramanlar minnetle anılır.
Kahramanlara selam olsun…
haber7.com
Henüz Yorum yok