Ensar Buğra

Kaliforniya Sendromu

Kaliforniya Sendromu

Küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Bize göre dünyanın bir ucunda olan bir olaydan anında haberdar oluyoruz. Onların kullandığı bir teknoloji aleti çok kısa bir süre sonra ülkemizde görebiliyoruz. Daha önceleri yerel denilen bir sorun artık genel bir sorun oluyor dünya için.

Yukarıda belirttiğim gibi yerel durumlar bugün insanlığın genel sorunları haline gelmiş durumunda. Bahsedeceğimiz Kaliforniya Sendromu’da bu sorunlardan birisi. Kaliforniya ABD’nin en büyük eyaleti. 19. Yüzyılın ortalarında altın madenlerinin keşfi ile bir anda nüfusu katlanan ve insanların altına hücum diyerek akın akın gidip yerleştikleri bir eyalet. Bunun yanında içerisinde yer alan Holywood, Silikon Vadisi ile dünya sinema ve teknoloji endüstrilerinin başkenti. Eğlence ve tüketimin çılgınca yaşandığı bir yer. Hatta öyle bir yer ki; Kaliforniya bir ülke olsa dünyanın en büyük ekonomisine sahip altıncı ülkesi olacak büyüklükte bir ekonomik güce sahip. Anlayacağınız Amerika rüyası denilen şeyin merkezi Kaliforniya.

Kaliforniya ile ilgili bilgilerden sonra konumuza dönecek olursak, bütün bu cazibenin, gücün ve zenginliğin bulunduğu bu eyalet aynı zamanda bir problemede adını vermiş durumda. Kaliforniya Sendromu, eğlence ve tüketimin esas olmakla beraber sonucunda yalnızlık ve mutsuzluk getiren ve en nihayetinde insanları intihara kadar sürükleyebilecek hayat tarzının bir salgın gibi yayılması ve insanların buna tutulmasına deniliyor.

Bu sendroma tutulan insanların hayatların merkezlerinde kendileri vardır. Eğer birşey benim işime yarıyorsa önemlidir; beni ilgilendirmiyor ve bana fayda sağlamıyorsa önemsizdir şeklinde yaşamaktadırlar. Yani bencillik değimiz kötü bir haslete tutulmuşlardır.

Bu sendrom bir hayat tarzı olmuş durumdadır. Öne çıkan en önemli üç özelliği ise; bencillik, zevke düşkünlük ve yalnızlıktır. Sahip oldukları herşey kendileri için vardır ve sonuna kadar sadece kendileri için tüketmek ve yaşamak isterler. Sahip oldukları ve tükettikleri şeyler onları mutlu etse de bu durum kısa bir süre sonra yerini mutsuzluğa bırakır. Yaşadıkları mutluluk hemen geçer ve sonunda mutsuz olurlar ve devamında yalnızlık hissine kapılırlar. Çünkü bu kişilerin kurdukları bütün ilişkiler sanaldır. Kurmuş oldukları sanal beraberliklerle tatmin olmaya çalışsalar da çevreleri ile anlamlı gerçek bir ilişki kuramadıkları için yine mutsuzluğa çıkar yolları. Bu durumun sonunda bu hayattan artık zevk almamaya başlarlar. Çünkü istedikleri herşeye, bütün hazları yaşasalarda asla doyamazlar ve suni bir zevk içinde kalırlar.

Yukarıda anlattığım tablo çevremizde hatta kendimizde görebileceğimiz bir tablo. Çünkü bu sorunun zenginlikle, para ile bir alakası yok. Adını zengin bir eyaletten almış olsa da kürelleşen dünyada bu durum herkesin başına gelecek bir olay. Ama bu durumdan kurtulmak yada kendimizi uzak tutmak mümkün. İnancımız gereği biliyoruz ki bu dünya bizler için gelip geçici bir yer, asıl yurdumuza kavuşana kadar bu dünyada bir misafir durumundayız. Sahip olduğumuz yada olacağımız herşey bu dünyada kalacak. Bu dünyadan götüreceğimiz tekbir çöpümüz dahi olmayacak.

Bunun yanında Nörobilim uzmanlarının vurguladığı önemli bir konu var. insanın bağımlılık oluşturan maddelerden aldığı haz ile bir insana yapmış olduğu yardımdan aldığı haz beyinde aynı bölgeye tekabül ediyor. Demek ki haz duygusu sadece tüketmekten değil başkasına yardımdan da sağlanabilir. Bu hayatta tek başımıza yaşamıyoruz.. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor. Yedi buçuk milyar insan ile aynı dünyayı paylaşıyoruz. Çeşitli coğrafyalarda çeşitli sıkıntılarla boğuşan, yatağına aç yatan, mülteci olarak yaşayan insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden alarak mutlu olmanın değil vererek mutlu etmenin huzurunu yaşamalıyız. Kendimizden başklarını da düşünerek hareket ettiğimizde aradığımız huzuru bulacağız. Ayrıca şu üç önemli madde bizi bu tür sorunlardan uzaklaştıracaktır. Çalışmak, iyilik yapmak ve Rabbimize bizlere vermiş olduğu bütün nimetler için şükretmek. “Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d Suresi 28. Ayet) bu ayet bizi huzura ulaştıracak yolu da gösteriyor.

Ramazan ayının manevi havasına girdiğimiz bu zamanda Rabbimize karşı kulluk vazifemizi yerine getirirken, insanlara iyilikte bulunmanın yolunu da arayarak  niçin yaşadığımızın farkında olmalıyız.

 

 

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri