Av.Fevzi Konaç

17 Ağustos Depremi.. Bitmeyen Manevi Depremler !!

17 AĞUSTOS DEPREMİ... BİTMEYEN MANEVİ DEPREMLER!!

İvo Andriç Nobel Edebiyat Ödülü aldığı eseri Drina Köprüsü'nde...
"Birlikte geçirilen bir felaket kadar insanları birbirine bağlayan hiçbir şey yoktur" der...!!

Bugün 17 Ağustos. Aradan geçen uzun yıllara rağmen, hafızalarımızdaki izleri hala canlı olan 17 Ağustos Depremi'nde kaybettiğimiz binlerce kardeşimizin acısı içimizi yakmaya devam ediyor. Millet olarak birçok farklılığımıza rağmen, hatırlarım, o zor günler ve felaket nasıl da bir dayanışmaya dönüşmüş, tüm ülke insanımız bu yarayı sarmak için nasıl da seferber olmuştu. Zor zamanda millet olmanın, tek yürek olmanın, ekmeğini paylaşmanın tadını o günlerde en üst perdeden yaşamıştım. İstanbul’da depreme şahitlik etmiş, Fatih Cami bahçesinde günlerce o dehşetli anları, sallanan yeryüzünde acizliğimi ve çaresizliği tekrar tekrar hissetmiştim! Depremde vefat eden tüm kardeşlerimize bu vesile ile rahmet diliyorum.

Televizyonda sıkça izlediğimiz tartışma programlarında, İstanbul'da 7 şiddetinde bir depremin olası olduğunun konuşulduğu bu süreçte, tartışmasız bir imtihanın da kapıda olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Allah beterinden korusun. Bu risk ve stresle yaşamak kabul edelim ki zor.

Peki ne yapmalıyız?

Elbette deprem gerçeği ile yaşadığımız ülkemizde, teknik olarak ve şehirleşme konusunda, depreme dayanıklı inşaat yapmaya ve yapılaşmaya mecburuz. Bu devlet politikası olarak olmazsa olmazımız. Bunun dışında ise o acı günlerden ders almak ve deprem gelmeden, acının bedelini ödemek zorunda kalırsak, aynen 17 Ağustos’ta olduğu gibi bu ruh birlikteliğinin diri kalması için gayret sarf etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu kadar ayrışmanın ve bölünmüşlüğün yaşandığı bu günlerde, bu kadar toplumsal depremin yaşandığı ve bizleri sağa sola savurduğu ülkemizde, bir ve beraber olabilmek için illa bir felaket mi olması gerekir? diye sormadan ve hayıflanmadan edemiyorum doğrusu. Allah korusun beklediğimiz büyük deprem gelmedi ama bunun dışında “manevi depremlerin” bizi millet olarak dağıttığı dönemlerden geçiyoruz.

İmtihanlar, acılar, felaketler bitti mi? elbette hayır ve kıyamete kadar devam edecek...!!

Hafızanızı yoklayın… darbeler, gezi olayları, 15 Temmuz, terör, bugün Libya’da verilen mücadele, Akdeniz’de ısınan sular, Suriye’de yaşananlar, İstanbul Sözleşmesinin örselediği aile kurumu, kadın cinayetleri, gençlik buhranları, LGBT gibi sapkınlıkların güncel tartışmaların baş konusu olması, iç siyasete/dış müdahaleler, şu an yaşadığımız ekonomik savaş gibi yaşanan birçok acı olay, tıpkı Ağustos depremi gibi yıkıcı ve can yakıcı bir felaket benzeri bedeller ödetti ve ödetmeye devam ediyor.

Jeolojik depremin şiddeti nasıl ki bizi uykudan uyandırıyor, ölümün ensemizdeki sesini duyuruyor, böyle bir anda bile, çöken bir binanın altındaki bir canı kurtarmak için kim olduğuna, dinine, siyasi görüşüne bakmadan yardım elimizi uzatmak adına bizi merhametli ve insan kılıyor. İşte bu zor zamanın ruhundan ve psikolojisinden ibret almamız gerekiyor. Acılar bizi bir başka insan kılıyor bunu görmeliyiz. Tam da bu duygular içinde iken diyorum ki; içinden geçtiğimiz manevi depremlerde de aynı merhameti ve insanlığı kuşanmamız gerekiyor. Maddi depremler evlerimizi fiziken yıkarken, yaşanan manevi depremler yuvalarımızı, ailemizi, sokağımızı, şehirlerimizi manen yaşanmaz hale getiriyor. Deprem bir anda can alırken, manevi zelzeleler toplumu ağır ağır öldürüyor. Bunu da görmeliyiz.

Üzerinde ittifak ettiğimiz her toplumsal sorunla mücadele ederken, manevi depremlerin enkazını kaldırmaya çalışırken, başımıza bir felaket gelmiş gibi birbirimize sarılmalıyız. Bu felaketlerden çıkarılması gereken ilk ders, birbirimize olan bağlarımızın ve kardeşliğimizin pekişmesi ve artması olmalı. Jeolojik deprem geçse de, bizleri ruhen savuran maddi ve manevi depremler devam ediyorken, bir ve beraber olarak bunları atlatabileceğimizin farkına varmalıyız. Maddi depremlerle birlikte, manevi depremlerinde acı sonuçlarını hep birlikte temizlemenin gerektiğini unutmamalıyız.

Jeolojik deprem din, mezhep, doğum yeri, siyasi görüş, zenginlik, fakirlik, makam, şöhret, güzellik, çirkinlik vs. hiç kimseyi ayırmadan bedel ödettiği gibi manevi depremlerde insan ayırmıyor.Kadın cinayeti yarın hangi evi yakacak bilemiyoruz, LGBT hangimizin evladını kurban seçecek bilemiyoruz, alkol/uyuşturucu kimin kapısını çalacak tahmin edemiyoruz, dağılan yuva piyangosu kime çıkacak kestiremiyoruz, milletin hakkını çalacak şahıs hangi meskende doğdu öngöremiyoruz. Maddi depremde istemsek de ittifak etmek kaçınılmaz ama aslolan manevi depremlerde ittifak edebilmek. Artık eski Türkiye değiliz. Depremin altından kalkmak ve yaralarını sarmak konusunda aldığımız mesafeyi Van ve Elazığ depremlerinde gördük elhamdülillah. Ama bir o kadar yıkıcı olan manevi depremlerin altından kalkmak konusunda da birlikte yol almalıyız.

O halde gelin;maddi depremde bizi kardeş kılan ruh halimizi, içinden geçtiğimiz manevi depremin yaralarını sararken de kuşanalım. Kardeş olalım. Siyasetin ve ideolojilerimizin bizi düşman etmesine fırsat vermeyelim. Bu sorunlara karşı mücadelede depremde ekmeğini kardeşi için bölen biri gibi sorunu çözmede yardımlaşalım. Eğer bugün kardeş olabilir ve kalabilirsek, bunu başarmak için felaketin gelmesini beklemez isek; biz kazanacağız. Unutmayalım ki; o zaman 17 Ağustos’tan ders almış olacağız.   

Deprem Şehidlerimize rahmet dileği ile...!!

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri